Tuba Karatop, Bakılmayan Pencere'sinin önünde bekliyor okurun yolunu. Yazarken de hikayeleri bu pencerede beklediğine inandım. Öyle kolay gelmez çünkü onlar. Rilke'nin dediği gibi, artık bizden ayırt edilemedikleri zaman çok seyrek bir saatte gelmektedirler.
Kitap, yirmi iki ışık almayan öyküden oluşuyor. Karakterlerin, -belki isteyerek bazen de içinde bulundukları koşullar gereği- karanlıkta kalışını izliyoruz.
Belli ki pencereye güneş vurmuyor. Belki kalbini açmaktan korkuyorlar hayata.
İnsanı, insanın en kırılgan yanlarını, hafızayı, yalnızlığı, ille de yalnızlığı işlemiş Tuba. Okur yalnız hissetmeyecek çünkü kitapta onun gibi biri muhakkak var.
Sizinle sesli konuşur gibi başlıyor kitap, sonra içe dönüyor. İçini okutuyor. Anlıyor, empati kuruyor ve bir dost olup kurtarmak istiyorsunuz kahramanı. Oysa o bizi omuz vermeye ve birlikte ağlamaya davet ediyor.
*Altını çizdiği bazı satırlar
"Bir kar küresindeymişim gibi hissediyorum. Bulunduğum yere tam alıştığımda biri o küreyi ters çevirerek bütün düzeni tepetaklak ediyor."
"Ağıt diyorum ama bakma öyle dediğime. Yasaklanan sınırı geçmiyorum. Ağlayışım velveleye isyana dönüşmüyor. Dizlerimi dövüp parçalamıyorum kendimi. Kimseyi galeyana getirmiyorum"
"Gerçi ölüm yarım bıraktırır. Bu örgüyü tamamlasaydı eminim başka bir şey yarım kalacaktı."
"Ne tuhaf! İlk gördüğümde Kahveli'min özgür olmasını dilerken şimdi benimle bu tutsaklığı devam etsin istiyorum. Kahvelii'm mi dedim? Bana ait değil niçin bu sahiplik! "
"Şimdi ben ölünce "Halid öldü." diyecekler. İyi ama hangi Halid?"
Okuru ve kıymet vereni çok olsun dilerim.
Yazar: Tuba Karatop @tubakaratop
Yayınevi : Şule Yayınları @suleyayinlari
Tuba Karatop