Martı, ilk bakışta sade, hatta çocuk kitabı gibi görünen ama satır aralarında insanlık tarihinin en eski meselelerini taşıyan bir metin. Jonathan Livingston’ın hikâyesi bir martının uçma arzusundan çok daha fazlasını anlatıyor: özgürlük, dogma, itaat, korku ve ritüel.
Kitabı okurken zihnim sürekli dinlerin nasıl ortaya çıktığına, nasıl birer öğretiyken zamanla kurala, kuraldan da ritüele dönüştüğüne gitti. Jonathan’ın bireysel deneyimi — uçma tutkusu — zamanla başkaları tarafından anlamından koparılıp bir “doğru–yanlış” sistemine dönüştürülebilecek bir potansiyel taşıyor. Kitap tam da burada sessiz ama çok güçlü bir eleştiri yapıyor: öz kaybolduğunda geriye sadece tekrar kalır.
İnsanların çoğu gerçekten inandığı için değil, herkes yaptığı için aynı şeyleri yapıyor. “Herkes yapıyorsa doğrudur” mantığı, sorgulamayı askıya alıyor. Bunun arkasında da büyük ölçüde korku var: cezalandırılma korkusu, dışlanma korkusu, bilinmezlik korkusu. İnsan, bu korkularla baş edemediğinde bir lidere, bir tanrıya, bir sisteme sığınma ihtiyacı duyuyor. Çünkü sorumluluğu devretmek, özgür olmaktan daha kolay.
Martı’nın rahatsız edici yanı da burada başlıyor. Jonathan kimseyi kurtarmaya çalışmıyor, kimseye “bana inanın” demiyor. Sadece uçuyor. Ve bu bile kafeste yaşayanlar için bir tehdit. Çünkü kafeste doğan kuşlar, uçmayı hastalık zanneder. Özgürlük, alışılmış zincirleri görünür kılar.
Eğer insanlar gerçekten özgür olmak isteseydi, dünya bugün bildiğimiz dünya olmazdı.
Adalet bir kurum değil, bir refleks olurdu.
Dogmalar yaşayamazdı.
Ülke sınırları, korkuyla örülmüş duvarlar hâline gelemezdi.
Ama özgürlük ağır bir yüktür. Yanlış yapmayı, yalnız kalmayı ve tüm sorumluluğu üstlenmeyi gerektirir. Bu yüzden çoğu insan özgürlüğü över ama itaati seçer.
Jonathan Livingston Martı, bana göre bir martının değil; uçmayı göze alan insanın hikâyesi.
Ve evet, özgürlük kesinlikle bir kazanımdır.
Ama herkesin almak istemediği bir kazanım.
Bu kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm:
İnsanlar uçmayı değil, kafesi kutsallaştırmayı daha güvenli buluyor.
Jonathan ise sadece şunu hatırlatıyor:
İnsan uçabilmeli.