Puan vermedi·424 syf.····Okunma: 13 Ocak 2026 12:33 Roman, özellikle 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesini merkeze alarak, Osmanlı’nın son dönemlerinden Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’e uzanan süreci anlatıyor. Kaptan, tarihi düz bir zaman çizgisi olarak değil, bireylerin hayatına doğrudan etki eden karmaşık bir süreç olarak ele alıyor.
Romanda Kurtuluş Savaşı, sadece kazanılmış bir askerî başarı olarak görülmüyor. Attilâ İlhan’a göre bu savaş, halkın kendi kaderini eline alma iradesini temsil etmekte. Bu yönüyle Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in temelini oluşturan düşünsel ve ahlaki bir zemindir. Ancak roman boyunca bu zeminin zamanla zayıfladığı, toplumun ortak idealler yerine çıkar ilişkilerine yöneldiği aşikar. “Sırtlan payı” kavramı da tam olarak burada anlam kazanıyor işte: Herkesin ortak değerden değil, kendi çıkarından pay almaya çalıştığı bir düzen eleştirilir.
27 Mayıs ise romanda tek başına olumlanan ya da tamamen reddedilen bir olay değildir. İlhan, bu müdahaleyi anlamaya çalışırken asıl olarak şu soruyu sorar: Bu noktaya neden gelinmiştir? Ona göre 27 Mayıs, geçmişte çözülememiş sorunların ve Cumhuriyet’in kuruluş ideallerinden uzaklaşılmasının bir sonucudur. Yani sorun yalnızca bir askeri müdahale değil, onu mümkün kılan toplumsal ve tarihsel koşullardır.
Felsefi açıdan bakıldığında Attilâ İlhan’ın tarih anlayışı gayet dengeli. Tarihi sadece bireylerin düşüncelerine indirgemez ama insanı da tamamen koşulların aksiyonsuz bir ürünü olarak görmüyor. İnsan hem tarih tarafından şekillendirilir hem de tarihi şekillendirme potansiyeline sahip. Roman kahramanları bu ikilemin içinde yer alıyor geçmişle hesaplaşmaya çalışırlar ama çoğu zaman bunun ağırlığını taşımakta zorlanırlar.
İlhan’a göre Kurtuluş Savaşı’nın yarattığı toplumsal bilinç sürdürülemediği için, Cumhuriyet döneminde ciddi kırılmalar yaşanmıştır. 27 Mayıs bu kırılmaların en belirgin örneklerinden biridir. Roman, bu durumu sorgulayarak okuyucuyu da tarih üzerine düşünmeye zorlar.
Romanda bu bakış açısı Miralay karakteri üzerinden görülür. Miralay, hayatı boyunca savaş düzeni içinde yaşamış, bu nedenle dünyayı disiplin ve itaat çerçevesinde algılayan bir askerdir. Liderlere bağlılık ve silahın meşruiyeti onun için sorgulanmaz değerlerdir. Ancak 27 Mayıs sonrasında yaşadığı iç sorgulama, geçmişte doğru kabul ettiği bu değerlerin artık aynı anlamı taşımadığını gösterir. Bu yönüyle Miralay, geçmişle bugün arasında sıkışmış bireyi temsil eder.