Puan vermedi·468 syf.····Okunma: 13 Ocak 2026 02:12 KONU VE TARİHSEL ÇERÇEVE
18. ve 19.yy da intihar üzerine çalışmalar dönemin frenologlarının, tabiplerinin, ırk teorisyenlerinin, psikologlarının ve kriminolglarının arasında, dönemin sağduyusal ve ideolojik mantıkları çerçevesinde yürütülüyordu. Algı çekimsel güçlerin etrafında yürütülen bu çalışmalarda, Frenologlar kafatası ölçümleri ve suç, intihar, üstünlük ve astlık ilişkileri kovalayarak, tabipler delilik hallerini eksene alıp frenologların fikrinin, ırk teorisyenleri ırkı merkeze alıp önceki ikilinin, psikologlar davranış bilimleri merkezinde önceki üçünün, kriminologlar mahkumlar ve müntehirler üzerinde odaklanarak önceki dörtlünün ekseninde sürdürüyordu. Bir çok isim zikredilebilir; Ferry, Morselli, Quetelet, Lombrosso Michelet ve dahası. Bu çalışmalar için temel veriler mahkumlar, müntehirler, "deliler" veya dönemin dava istatistikleridir.
Aynı dönemde Sosyoloji Bilimi önce Condorcet, Rousseau, Hobbes, Montesqieu, Vico gibi disiplin öncesi filozoflarca, sonra Comte'un Durkheim, in, Marx'ın, Weber ve Simmel'in doğrudan disiplinel katkılarıya aheste aheste şekillenmektedir. Bu süreç aynı zamanda sosyolojinin özerk ve verisi kendine özgü bir bilim dalı olduğunun savaşımını yansıtır. Vico'nun Yeni Bilim'inden Marks'ın Tarihsel Materyalizmi'ne Comte'un Sosyoloji'sinden Durkheim'in Yapısal İşlevselciğine, ordan Weber'in Anlayıcı Yorumlayıcı Sosyoloji'sine ve Simmel'in Formel Sosyolojisine Avrupayı dolanıp şekillenen sosyoloji bilimi temel mirasını ve bilim olma saygınlığını bu süreçte oluşturup kazanır.
Disiplinin teorisi, pratiği ve zamansal gelişimi dikkate alındığında Durkheim şüphesiz merkezde konumlanıyor. Comte teorik ve epistemolojik hazırlayıcıdır. Marx ideolojik saiklerin baskın olmasıyla kenarda durur. Weber ve Simmel ise tarihsel konumlanışlarıyla Durkheim'in merkezi konumun etrafında görünüm sergilerler. Sosyoloji'nin teorisi, metodu ve pratiği bir bütün olarak ilk kez Durkheim'ın çaba ve duruşunda arz-ı endam eder. Çalışmaları, ontolojik zorunlulukla çağının ve dünyasının çalışmalarıdır, vizyonu aynı nedenle çağının ve dünyasının vizyonundan etkilenmiştir: Hobbes ve Montesqieu, Rousseau, Ensest Yasağı ve Kökenleri, Ahlak Dersleri, Felsefe Dersleri, Eğitim Üzerine, Sosyalizm Üzerine, Toplumsal İşbölümü, Dinsel Hayatın İlk Biçimleri ve bu incelemenin konusu olan İntihar... Hepsi tarihsel kırılımın, ekonomik, politik, sosyal ve dolayısıyla psikolojik geçiş sürecinin ürünü olan değerli çalışmalar.
ESER
Durkheim İntihar'a disiplinler arası bir değerlendirmeyle ve adeta metodolojik bir gövde gösterisiyle başlar. Aslında değerlendirme ve metodolojik ilke belirleme süreci iç içedir, ikincisi hemen ilkinden çıkarılır. Teorilerin tasvir ve değerlendirmeleri Durkheim'ın kitabın devamında merkeze alacağı olguların süzülmesiyle eşgüdümlü ilerler. Neticede iki tıkanıklıkla karşılır. Genel görünüm şu şekildedir; incelemenin ilk paragrafında sözü edilen tıbbi, psikolojik ve frenolojik çalışmalar patoloji merkezli bakış açılarından dolayı problemi (intiharı) kapsamlı olarak anlamaktan aciz ve doğru bilgiye ulaşmaktan uzak kalırlar. İntiharı delilik, biyolojik yatkınlık gibi kavramlarla anlamaya çalışmak ona dair görenekçi ve psikolojik önyargı ve değerlendirmelerin bir sonucudur ve aynı önyargı ve degerlendirmeleri besler. Keza bu beslemeyi söz konusu çalışmacıların cinayet, delilik ve intihar olgularındaki normatif tutumlarında görmek mümkündür. Bu normatif tutum, müntehirleri teşvik etmek gerektiği, çünkü bu yolla toplumun bir potansiyel katilden kurtulacaği gibi uç yargılara varabiliyordu. Aynı şekilde -gerçi Durkheim sözünü etmiyor ama- öjeni konusunun da bu tartışmaların ekseninde kendine yer bulması durumun bilimsel vehametinin bir nişanesi gibi. Anlaşılacagı üzere, Durkheim, ilk ismi fizik biliminin objektifliğine atıf olan (Sosyal Fizik) sosyolojinin bu normatif perspektifin kısır ve yanıltıcı söyleminden bir sonuç elde edilemeyeceğini düşünür. Ve analizini ikinci tıkanıklığa sebep olan Kriminolog ve Irk teorisyenlerinin istatistiki çalışmalarına yöneltir. İlk tıkanıklığın normatif tutumunun topluma genişletilmiş halini bu çalışmalarda bulmak sürpriz olmayacağından bu konu üzerinde durmaktansa doğrudan verilere istatistiklerin doğruluk ve yanlışlığına başvurur. Öngördüğü gibi veriler ve istatistikler doxa'ların güdümünde çarpıtlımş, manipüle edilmiş veya eksik okunmuştur. Bu istatistiklerin değişke ve sabit parametrelerinin de yanlış olduğu ortaya çôkacaktır. Irk, Etnisite, İklim, Mevsim, Enlem/Boylam ve intihar, cinayet ve delilik ilişkileri yanlışlanacaktır.
Durkheim neredeyse tüm avrupayı kapsayan bütüncül istatistiklerinden fransanın kırsal alanındaki izole grupların zor elde edilmiş istatisklerine kadar tüm imkanları zorlar, sayılarla cebelleşir. Kriminolog ve Irk Teorisyenlerinin normatif tutumunu yapı söküme uğrattıktan ve bilgilerinin eksik/yanlış olduğu istatistik veriyi doyurucu ve tutarlı bir düzene yerleştirdikten sonra çıkan tabloyu tasvir eder.
Buna göre;
1) Delilik intiharı sanıldığı etkilemez. Nevrasteni ve diğer patolojik durumlar intiharın nedeni değil, kendileri de intihara sebep olan şeyden etkilenen paralel sonuçlarıdır. Hatta duruma göre paralel olmayabiliyorlar.
2) Irklar ve etnisiteler intihar oranlarındaki farklılıkları açıklamıyor. Irklar ve etnisiteler cinayetleri de açıklamıyor. Üstelik bunların tanımsal zeminleri de kaypaktır ve bir saltlığa göndermede bulunacak kadar net ve belirlenmiş değillerdir. Dahası bir çok yerde insanlar iç içe yaşar, ve intihar oranları ırk veya etnisite teorilerini yanlışlayacak kadar iç içe durumdaki kişileri örtüşük bir şekilde etkiler.
Keza İntihar ırsi olamaz. Ne intiharın ne de katilliğin biyolojik kökeni istatistiklerden çıkarılamıyor. Aynı aileden kişilerin dizgesel olarak intihar ettiği veya cinayet işledigi ayrıksı vakalar aile içi ilişkiselliğin sonuçlarında anlaşılmaktadır.
Yaş da bunu yanlışlar, intiharlar yer ve zaman farketmeksizin kendi toplumunun oranında yaş bağlantılı olarak artar. Hayatın ilk ve son evrelerinde düşük seyrettiği, iki dönem arasında yükseldiği dikkate alındığıgında onu sondan veya baştan açıklayan bir biyolojik yatkınlık açıklaması doğru olamaz. Yine cinayetlerin bu düzenlilikteki intihar verisiyle uyumsuzlugu da söz konusu olabilecek böyle bir girişimi yanlışlar.
3)İklim kuşakları, mevsimler ve boylam dereceleri de sanıldığının aksine intihara istatistiklere yansıyacak ölçüde güçlü etkilerde bulunmazlar. Mevsimsel, aylık ve boylamsal istatistik karşılaştırmaları alışılageldik tartışmaları yanlışlamakla kalmaz, mutemadiyen, özellikle mevsimler ve aylar özelinde tam tersi gerçeklikler sunarlar. Can alıcı tespit burada yatmaktadır. Kriminologların, ırk ve iklim teorisyenlerinin ve psikologların iddia ettiği gibi kış mevsimi intihar oranlarının en düşük olduğu aylarken, yine aynı kişilerin beklenti ve iddialarında en düşük mevsim olan yazda en yüksek oranlar görülür.
Tüm bu yanlışlamalar doğru parametrelerin bulunması gerektiğinin ıspatı olarak serimlenir. Ve Durkheim tek tek çıkarımlarda bulunur:
1) O halde çözüm, intihar ve delilik olgularının ikisinin de ortak nedenini bulmaktan geçer.
2) O halde Irk ve Etnisitenin açıklamadığı daha güçlü bir neden intiharlara ve patolojilere neden olmaktadır.
3) O halde Irk ve Etnisiteden daha güçlü olduğu gibi, sağduyunun doğal etkeni olan iklim, mevsim ve boylam gibi etkenleri de teryüz edebilen bir nedeni araştırmak gerekecektir.
Nasıl?
Bilindigi gibi Durkheim'ın en temeldeki tezi, sosyal sonuçlara sosyal olguların neden olduğu tezidir. Bu çerçevede sosyal nedenleri saptamaya girişir.
Öncelikle ilgiye odak olan konuda faillerin, delilikte toplum içindeki sosyallikten koptuğunu, cinayette duygudaşlıktan koptuğunu ve intiharda bunlara ek olarak fiziksel ve biyolojik olanları da kapsayan tüm kopuşları yaşadığını tespit etmek gerekir. Söz konusu kopukluk normatif sistemlerin işleyişindeki bir krizden ileri gelmektedir. Dolayısıyla müesses bir nizamın işlemez olması gerekmektedir.
Ve bu noktaya batı uygarlığının yakın tarihi ışık tutmaktadır. Bu tarihten yola çıkarak müesses nizamın çöküşünü üstte belirtilen üç nedenle ilişkilendirmek zor değil. Eski müesses nizamın, ya da Feodal Dinsel sistemin taşıyıcı unsurları olan Devlet, Ordu, Din, Aile, Ekonomik ve Mesleki Sistem, Eğitim sistemleri yani normatif ve pratik sistemleri bir bütün olarak çökmüştür. O halde her biri toplumsal bir neden olabilecek bu unsurlara bakılmalıdır. Bu bakış çıkarımları şöyle revize etmekle sonuçlanır:
1) O halde delilik ve patoloji ekseninde değerlendirilen bireysel vakalar olarak suç ve intihar eğilimleri kurumsal çöküşten etkinlenmiştir.
2) O halde ırk, etnisite ve diğer kurgusal nedenler yerine Devlet, Ordu, Din, Ekonomi, Aile, Kentleşme, Mesleki Örgütlenme ve Eğitim gibi nedenlere bakılmalıdır.
3) O halde Devletin, Ordunun, Dinin, Ailenin, Kentleşmenin, Mesleki Örgütlenme Biçimlerinin ve Eğitim Sistemindeki değişimlerin sağduyusal açıdan doğal nedenler olan iklim ve mevsim gibi güçleri teryüz edebilecek etkide olması gerekmektedir.
Son olarak, bu etkenlerin statik ve dimamiğinde şöyle veya böyle, özgün, kendine paralel, kendi karakterlerinde eylemler, yatkınlıklar ve dolayısıyla intihar biçimleri meydana gelmelidir.
1) Kurumsal aidiyetin kendisi bir intihar biçimine paralel düşmelidir; bu biçim Özgecil İntihardır. Bir inanç, değer veya kurum uğruna kendini öldürmeyi ifade eder.
2)Kurumsal krizlerin paraleli olan, onların sonucu olan intihar biçimi olmalıdır; bu Anomik İntihardır. Ekonomik krizlerin yarattığı iflaslar, boşanmanın sebep olduğu boşluk vb etkenler bu intihara sebep olur.
3) Çökmüş kurumsallığın, geçer akçe niteligini kaybetmiş kurumların sebep olduğu izole intihar biçimleri olmalıdır; bu da Bireyci İntihardır. İnsanı aidiyet duygusundan koparıp izole etmiş, bireyin kendi için sebep olarak sadece kendinin kaldığı durumlarda bu intihar biçimi yaygınlaşır.
4) Sentetik nedenlere dayanan intiharlar(1&2, 1&3, 2&1, 2&3, 3&1, 3&2 gibi ). Bu noktada, bencil ve özgecil intiharların zıt kutuplarda olan ve birinin sebeplerini diğerinkileri etkisiz kıldığı, yani bencil intiharın arttıkça özgecil intiharın azalacağı (ve tersi) gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekir. Yani 1&3 ve 3&1 uzak olasılıklı, diğer türler görece daha yakın olasılıklı sentezlerdir.
Durkheim, sınacak sabitleri tespit ettikten sonra kitap boyunca zaten belirli ölçüde düzenlenmiş istatistiklerin yardımıyla yeni parametlerin neredeyse istisnasız olarak tutarlı veri kümeleri oluşturdugu sonucuna ulaşır. Din, Aile, Devlet, Ordu, Meslek Örgütlenmesi ve Eğitim kurumlarındaki çöküş eski müesses nizanim normatif sistemlerini yıkmış, aidiyet biçimlerini geri dönülmez olarak dönüştürmüş, özgecillik ve bencillik dengesini değiştirmiş ve öz savunma beceri ve reflekslerini öğütmüştür. Tarihin çarkı bilinen şeyleri öğütüp un ufak etmiştir.
Fakat bu heryerde aynı şekilde olmadığından mevcut farklılıkların görünümüyle karşı karşıyayız.
Bencil intiharlarda;
-Protestanlar Katoliklerden daha çok intihar eder, çünkü mezhebin içsel mantığı okur yazarlık oranını yükseltmeye zorlar: Kuttsal öğretinin bireysel yoruma açıklığı, eylemde şahsi sorumluluk yükü, kentli ve cemaat ilişkilerinden kopukluk bu mezhebi intihara meyilli hale getirmekte. Öte yandan kurumsal örgütlülüğü, gündelik yaşama müdahale etme kapasitesi öğretisiyle sabit Katoliklikte intihar oranları, zaman, mekan, mikro zaman ve mikro mekan farketmeksizin Protestanlıktakine oranla daha düşüktür.
-Bekarlar evlilere oranla daha çok intihar eder. Ailenin birleştirici, aidiyet sağlayıcı etkisi evlileri intihara bekarlara oranla daha bağışık kılar.
-Erkek, kadından daha çok intihar eder. Çünkü toplumsal değişimlerin zorlayıcı faktörlerine daha çok maruz kalır (dönemin sosyal gerçekliği dikkate alınmalı). Aradaki fark devasadır. Erkek sosyal alanın faili olduğundan sosyal eylem ve olguların sorumluluğunun ve sonuçlarının daha çok yüklendiği cinsiyettir. Dolayısıyla ekonomik ve siyasal (vb ) degişimlerin mental sonuçlarını daha yoğun hisseder. Sosyal açıdan failliği daha etkin olduğundan failin krizlerini daha şiddetli yaşar. Öte yandan kadın, sosyal kurumlara dahil olmadığı her durumda daha az intihar eder. Bekar kadın, evli kadına oranla intihara karşı daha bağışıktır.
Özgecil İntiharlarda;
-Orduda diğer tüm kurumlarda oldugundan daha çok intihar görülür. Çünkü ordular özgecil ruhun, aidiyet duygusunun ve adanmışlık derecesinin yüksek olduğu ilksel sosyal formülasyonun hala devam ettiği kurumlardır. Birey gruba ait, ona tâbi ve onun için vardır. Ve bu mantıkta yok oluşun en kabul ve teşvik edilen biçimi de kurum için yok oluştur.
Anomik intiharlarda;
Serbest meslekten insanlar, Tüccarlar vb meslekten insanlar norm ve denge zeminlerinin kayganlaştığı zamanlarda daha çok intihar eder. Bencil inthiharın kriz içindeki biçimi olan bu intihar biçimi, pragmatizmin sınavı gibidir adeta.
Sentezler;
Son olarak sayılan üç neden aynı sosyal dünyayı etkileyen gücler oldugu için her biri diğerleriyle özel ilişkiler içinde intiharı zayıflatabilir, besleyebilir vb.
SONUÇ
Kitap son bölüme bu yolları yürüyerek ulaşır. Durkheim son bölümde salgın haline gelmiş olan intiharı "normal" oranlar düzeyine çekmek için ele aldığı kurumların içindeki yapıcı imkanları tartışır. Burada çok zor bir sınav vardır, çünkü değişimin ortasındaki avrupada bu kurumların gelecek ufku oldukça belirsizdir.
Çözüm imkanını Meslek dayanışmasında bulur. Bu öneri kitabın en zayıf noktası gibi görünse de aslında anlamlıdır. Çünkü yeni toplum ekonomik başatlıkla şekillenmektedir ve eski toplum darbeyi burdan yemiştir. Ekonomik, dolayısıyla mesleki sistemin adil, mantıklı ve yapıcı kurumsallaşması dönem ve Durkheim için belki en makul beklenti ve temenniydi. Durheim için bu yolla diğer kurumların türbülans halini sübvanse eden bir geçiş ve denge süreci oluşturulacktı. Sonrası bildigimiz 20.yy.
Çalışmanın Gücü, Güçsüzlüğü.
-Gücü yukarıda anlatıldı. İntihar, doğum sancısı çeken disiplinin nur topu gibi bir evladıdır. Bu konuda çok şey söylemeye gerek yok, inceleme boyunca yüceltmelerden kaçınmamın açıklamasını veren şey eser ve yazarının emsalsiz gücüdür.
-Güçsüzlüğü: Durkheim'in ideolojik açıdan eleştirel konumunun zayıflığıdır. Bu anlaşılabilirdir. Durkheim müesses bir nizam arzusu taşır ve bu arzusunun temel direği Sonuç bölümündeki gibi meslek örgütlenmesidir. Bunun yanında değinmekten adeta imtina ettiği Devlet belki onun için en önemli faktördü. Bu anlamda Durkheim statükocu bir tutum benimser. Bunda elbette ki sosyalizmin, Marx'ın deyişiyle "avrupayı bir hayalet gibi gezmesi"nden ürkmesi etkilidir.
Kuramının bu aşil tendonu durkheim sosyolojisinin karikatürü olan çevre ülke sosyolojilerinde iyiden iyiye bir zayıflığa, hatta ayak bağına dönüşüyor. Durkheim'la aynı duruşa, çekince ve kaygılara sahip olan Ziya Gökalp sosyal düzen krizi içindeki Osmanlı/Türkiye gerçekliğinde bu kuramın adeta bir dine dönüşmesine önayak olur. Bu nizam arzusu içeren kuram, devleti kuran ordu kadrosunun toplum projeksyonunda avrupanın etkisi altında olduğu ırkçı hiyerarşik ideolojiyle birleşince malum resmi ideolojinin iskeleti, eti, derisi, damarı, kanı, sinir sistemi ve beyni olma mertebesine yükseldi. Bu da Weber, Simmel, Marx ve diğer sosyologlara karşı uzun bor körlüğe neden oldu. Hala bile Sosyoloji sınıflarında statükocu hocaların ağzından yaşa Durkheim kahrol Marx gibi mezhepçi sloganlar duymak mümkün olmaktadır. Oysa söz konusu bilimdir.
ŞAHSİ EK
Bencil-özgecil intihar zıtlığında cinayetin ilişkiselliğe dahil olduğunu okuduğumda Platon'un mağarasından çıktığım hissine kapıldım. Belirtildiği gibi bencil intiharla özgecil intiharın nedenleri zıttır. Bencil intiharda içinde yaşanılan normatif sistemden görece özerk olan birey, kendisinin içkin ve aşkin yegane nedeni ve yegane değerdir. Bu nedenle bu karakterdeki insanı yaratan toplumun içinde intihar yüksek, cinayet azdır. Tam tersi durumda, yani kişiye kendi grubunun uzantısı olmak dışında hiçbir öz nitelik tanımayan toplumlarda intihar az, cinayet fazladır. Basitleştirirse: kişiye değer verilen yerde insan kendini daha çok, başkalarını daha az öldürüyor. Gruba daha çok değer verilen yerde başkasını daha çok, kendini dahaz öldürüyor. Konunun bu şekilde ölme/öldürme ikiliğiyle yeni bir kapıya açılması, sosyal dünyanın uçsuz bucaksızlığı ürkütücü derecede.