Hikaye 16. Yüzyıl'da geçer. Bir at tüccarı olan Michael Kohlhaas, bir soylunun toprağından geçebilmek için iki atını, bir uşağıyla beraber rehin bırakır. Dönüşte atlarını hoyratça kullanılmış, uşağını ise ağır biçimde dövülmüş bulur. Uğradığı zararın tazmini için mahkemeye ve valiye başvurur, fakat soylular birbirini kolladığı için sonuç alamaz. Sonunda doğrudan hükümdara ulaşma girişimi felaketle sonuçlanınca, Kohlhaas evini barkını satar, adamlarını silahlandırır ve eşkıyalığa başlar.
Michael Kohlhaas, inatçı ve gözü kara bir adalet arayışının öyküsü. Hakkını önce yasal yollarla arayan Kohlhaas, devletteki yozlaşma nedeniyle sonuç alamayınca şiddete başvurur. İlk başta Kohlhaas'ın isyanına hak versem de, şiddetin seviyesini arttırdıkça "İki at için değer mi?" diye düşünmedim de değil. Tabii ki isyanın toplumsal ve siyasal boyutu da var. İsyan, bir süre sonra Kohlhaas'ın kişisel meselesi olmaktan çıkıp, toplumun genel adalet talebi olarak yankı bulur. Adalet ve hukukun işleyişi, devlet otoritesi, hak arayışı ve isyan, şiddetin ne zaman meşru olduğu üzerine düşündüren, okunması gerektiğini düşündüğüm klasik bir eser.