Abbasi soyunun dokuzuncu halifesi Vathek, hem zevk düşkünü hem de öğrenmeye aşırı hevesli bir hükümdardır. Müneccimlikle geçirdiği geceler sonunda, bilinmeyen bir diyardan gelecek bir yabancının mucizeler gerçekleştireceğini ve ona olağanüstü maceraların kapısını açacağını öğrenir. Bu yabancı, Vathek’in ona taktığı adla Gavur, bir gün gerçekten de çıkagelir. Muhammed’i inkar edip dünyevi güçlere tapması karşılığında Vathek’i Yeraltı Ateş Sarayı’na götürmeyi teklif eder. Orada Adem öncesi kralların tahtına oturabilecek, onların hazinelerine ve tılsımlarına sahip olacaktır. Vathek, Gavur’un teklifini kabul eder. Bundan sonra Gavur’un isteklerinin esiri olacak, bir çok kötülük edip günaha girecek ve korkunç bir sona doğru adım adım yaklaşacaktır.
Gotik edebiyat ile oryantal masal karışımı bu roman gerçekten de hayal gücünün sınırlarını zorluyor. Hele yazıldığı dönem göz önünde bulundurulduğunda, Vathek’in ne denli zengin bir imgeleme sahip olduğu daha iyi takdir edilebilir. Yazar, iyilik ve kötülüğün çatışmasını fantastik öğeler aracılığıyla işliyor. Bir yanda dini bütün, elinden Kur’an düşmeyen ermişler ve dervişler, Muhammed’in emrindeki iyi cinler ve cüceler; öte yanda hortlaklar, hayaletler, gulyabaniler, İblis’in emrindeki kötü cinler ve ifritler... Vathek roman boyunca zaman zaman tereddüt etse de çoğunlukla kötülüğün tarafında yer alır ve şeytani ayinler, büyüler ve katliamların faili haline gelir. Böylece, dünyevi hazların peşinden koşmanın ve insana hak görülenin ötesine sahip olma hırsının ne denli yıkıcı olduğunun canlı bir örneğini teşkil eder. Kitabın sonundan bir alıntıyla, “zalim eylemlerin ve dizginlenmemiş tutkuların, Yaradan'ın insan bilgisine çizdiği sınırları aşan kör merakın cezası böyleydi, böyle de olmalıdır!” Gotik ya da fantastik edebiyat türünü seviyorsanız, oryantalizmi de tolere edebiliyorsanız bu romanı okuyun derim.