Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, klasik bir aşk hikâyesi anlatmıyor; daha çok aşkın insanın içini nasıl dağıttığını, zihni nasıl ele geçirdiğini anlatıyor. İlhami Algör’ün dili yer yer dağınık, yer yer çok berrak; tıpkı Müzeyyen’e duyulan tutku gibi. Okur olarak bir hikâyenin peşinden gitmiyorsun da, bir adamın zihninde dolaşıyorsun sanki.
Bu kitapta Müzeyyen bir karakterden çok bir hâl: ulaşılmazlık, takıntı, arzu, özlem… Anlatıcı, sevmenin sınırlarını sürekli zorlarken okuru da rahatsız eden ama dürüst bir yere çekiyor. Cümleler bazen durup nefes aldırıyor, bazen de bilinç akışı gibi üst üste geliyor; bu da kitabın ruhuna çok yakışıyor.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, aşkı romantize etmekten çok ifşa eden, sevmenin güzel olduğu kadar yıpratıcı da olabileceğini saklamayan bir roman.