8/10
·130 syf.··
2026 6. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 21:28
Bazı felsefe seçkisini geçmişten seçip kendine göre nasıl göründüklerini anlatıp kendi fikirlerini sunan Russell kendini hayran bırakıyor okuyuculara. Platon'un İdealar Dünyasına nasıl karşı doğru düzgün çıkılabilir? Tutarlılık doğruluğun ölçütü mü? Hegel'in Salt İdea'sına nasıl bakılmalı? Gibi soruları sistematik olarak fevkalade bir anlatımla kendi süzgecinden geçiriyor. Bir yerde şöyle yazıyor , "Denmiştir ki, yanlışlığın belirtisi inançlarımızın yapısındaki tutarsızlıkta ve doğruluğun özü Doğruluk denilen tümüyle tutarlı bir dizgenin bir bölümü olmaktadır." ardına anlamaya kafa da yorduğu çürüttüğü bu varsayımdan sentezler ortaya koyuyor bu oldukça değerli çünkü sadece reddetmiyor. Bir fikir ya da varsayım var ortada, bunu zihninizde bağlantı kurarak sindirmeniz gerekir, kitabın sindirmeyi kolaylaştırdığını söyleyebilirim(İncelemenin sonuna kendimce not ettiğim soruları kendimce yanıtlamaya çalışacağım.), en azından bana öyle geldi. Mesela şu kısmı okurken kendimce metinde parantez olmasa da zihnimde açıyordum(kitap buna ön ayak oluyordu diyebilirim): " Bulanık betimlemenin birçok türleri vardır, fakat tartışma konumuzu doğrudan ilgilendirmediğinden bunları geçiyorum, çünkü konumuz, bir nesneyi tanımayışımıza karşın belirli bir betimlemeye yanıt olan böyle bir nesnenin bulunduğunu bildiğimiz durumlardaki nesnelerle ilgili bilgimizin doğası üzerinedir." Bu kısmı okuduktan sonra kendi içimdeki parantezi dolduruyorum: Yazar, masayı düşünsel deneylerinde sürekli kullandı, şimdilik ben de yine masadan ilerleyeyim. (Çünküden sonrasını açmaya daha doğrusu somutlaştırmaya çalışacağım.)Masayı tanıyorum (?), bu olmaz! O hâlde tanımadığım bir masayı esas almalıyım ancak tanımıyorsam masa adını nereden çıkarabilirim? Gerçi ideaların ya da nesnelerin bilgisi ayrımlarında yanıtını vermişti yazar, o zaman tanımadığım masaya (?) karşın diye devam edebilirim cümleye. 'Belirli bir betimlemeye yanıt olan böyle bir nesnenin' diye devam ediyor, herhalde sert denince akla masa gelir. O zaman masa uygun! 'Bulduğunu bildiğimiz durumlardaki' kısmı, peki? Bildiğim, tanıdığım masa olmalı kastedilen. Tamamdır, yani çünküden sonrası şu; Tanımadığım bir masayı bilişimin doğası üzerine konumuz! Anlaşılacağı üzere dil ağdalı değil sadece sistematik ki yazar bağlantı kurma konusunda bu sistematikliği oldukça başarılı kullandı, terimler üzerine vardığı anlamlarda da katman katman okuyucuya aktarılmasını sağladı. Tümel ya da idea kavramını biliriz ancak her filozof için ayrı ya da benzer anlamlar taşıdığını da göz önünde bulundurmalıyız. Yazar bu konuda bizi fazla yormadı, bazen bazı filozofların kullanımlarına yer vererek fikrini öne sürüp sonraki bölümlerde satır arasına kendi deyişini/kendinde anlamını yazdı. Mesela "Biz duyulara sunulmuş olan herhangi bir şeye ya da duyulara sunulmuş olanlarla aynı doğada olanlara tikel diyoruz" yazar ancak öncesinde de tabula rasa vermez bu sayede önden verdikleriyle bu çıkarsamayı yapmamızı ister sonrasında kastettiği anlamı vererek teyit etmemizi sağlayarak. "Doğruluğun doğasını bulma girişiminde göz önünde tutulacak üç nokta"dan bahsederken de hep bir tarafımız inancı da bir araya getirip neden yanlışlıktan da söz ettiğini düşünmüyor değil ancak sonra görüyoruz ki biraz da sembolik yanlışlıklardan bahsediledebiliyor bu uçta zira doğruluğu da tanımaktan daha güçlü bir kanıt sunacak nitelikte olması güçtür, ola ki yanlıştan da saf hâliyle söz etmek anlamını yitirecektir. Birinci noktada yanlışın da beraberinde yer alacağından söz ediliyor, bu tutarlılığa yani Platon ve Hegel'e karşı bir tutum. Bana sorarsanız çelişmeyen ve örtüşük bir önerme daima doğru olamaz ha bu demek değildir ki bir karşıtı da lazım, inancın doğruluğu söz konusu olduğunda yanlışlık ve doğruluk yazarın ikinci noktasında da belirttiği gibi havada biraz kalır ve bunun fiziksel uzamdaki kanıtlardan farklı olduklarının en belirgin olmasa da benzer gibi görünen nüanslı detayıdır - ayın oluşumundaki teori, cennette gitmenin mümkün olabileceği önermesiyle aynı kalıba sığmaz çünkü inanç bilgiye (?) çelmek atadabilir, yine de büyük ölçüde çoğu şeyde olduğu gibi kesinlikle yanlış denilemez- ve bu detay şunu gösterir: Bilgi ve inançta aynı hamurdan yapılmıştır. Platon için bilgi ve inanç aynı hamurdan yapılmamıştır, aynı mutfakta bile değiller ama genel yargısı 'idealar dünyası' yüzünden ki yazarın bu genel yargısı üzerine eklemler oluşturduğu iskeleti belirtiyor ki Platon fazla hayalci kaçmış yine de ontolojik açıdan William usturasını işe karıştırmasaydı iyiydi. Tümel ve ideadan söz ederken Platon'un yanlış adlandırma yaptığını düşünüyor ki haklı da. Mesela Platon bilgiyi hatırlamaya bağlıyor, bu eski bir gelenek ama tehlike değil midir? Mistik sayılabilecek ölçüde hem de ama Russel'de öyle değil; önermeler, kuramlar, tikel ve tümeller, birbirleri arasındaki bağıntılar vs. Bilgiyi kutsallaştırmak daha doğrusu inanlımaz güvençle kendisine sarılıp yüceltmek ne kadar doğru olabilir ki? Bilgi dediğimiz şey de esasında tümelse. Üçüncü noktaya da şöyle bir giriş yapıyor, "Fakat bu söylemiş olduğumuz şeye karşın, bir inancın doğruluğunun ya da yanlışlığının, her zaman inancın kendisinin dışında bulunan bir şeye bağlı olduğu da gözönünde tutulmalıdır." ilk bakışta ne anlamamızla ilgilenilmiyor, esasında tam tersi durumda çelişmeslik yasası söz konusu edilemez çünkü inancın kendisindeki doğruluk ya da yanlışlık payı yoktur, olsaydı inanç olamazdı zaten. Yazar: Yani doğrunun tanımı olarak tutarlılığı almak başarıya ulaşmıyor, çünkü tek tutarlı sistem bulunduğunun bir kanıt yoktur. Ben: Eğer olsaydı, inanç kavramı kendisini çökertirdi. Şeklinde okuyorum bu üç noktadan bir kısmını aldığımda. Kitabın diğer sayfalarında da yazarın üzerine bazen birkaç ekleme yaparak ya da soluk görerek belki de anlamlandırmaya hâlâ çalışarak not edip devam ediyorum, bu fırsatı kitabın sunması da kendisini ayrıca okunası kılıyor. Kitapta takılıp sonradan idrak ettiğim bir kısım var. İnanç konulu bölümde inancın yanlış ya da doğru olmasına değiniliyor ama inanç nasıl doğru ya da yanlış olabilir ki? Esasında yazarı doğru anlamak şart. Bir inanç kendi başına yanlış veya doğru olamaz, bunu kabul ediyor yazar. Kitapta yer yer bağıntılar üzerinden tekrara bağlamasından da anlaşılacağı üzere inancın çevresindeki yargılar üzerindeki doğru ve yanlış konumlarına bakılıyor. Unutulmaması gereken de inanç olmadan her ikisinden de söz edilemeyeceği. Şimdi bazı soruları kitabı okuduktan sonra verdiğim yanıtlarıyla not edeyim ; -Mantık yasaları keyfi mi ki öyle değilse neden değildir? +Keyfi, olasılıkları da barındırır ancak mantık yasalarının kendisinde biri varken öteki dışlanmaya mahkumdur, mesela çelişmezlik. -Doğruluk taşıyabilir mi mantık yasaları? +Kahve içtiğimi bir ingilize kahve drink diye de açıklayabilirim ama bu ne yanlış ne de doğru konuştuğum anlamına gelir. -Doğruluk ilişkisel ise bilgi ve özellikle inanç ne kadar güvenilir olabilir? +Güvende esasında ilişkisel değil mi? Kaldı ki kesinlik barındıramazlarken güvenirliliklerinden bahsedilemez de denemez çünkü diğer güven vericiler de göz önüne alındığında sözcük karşılığı yitirilimiş olur, bu yüzden güvenilirliğin doğasında bilgi ve inanç tamamen sıyrılamaz ancak söyleyebileceğim, ikisininde kadarlıdan çok hangi paylardaki ölçülülükleri aracılığıyla güvenlerinden bahsedilebilir. Aksi takdirde tam güvenin sağlanamayacağı temeller kendini yok eder. Ölçülerse kadarların keskinliğini bilemeyeceklerinden daha sağlıklı yanıt vermeme yol açar. Olasılıklar üzerinden değerlendirebileceğim evrendeki edinilen bilgi ve inançlar gerçek (?) olana yakınlıklarının ölçüsünde güven verebilir ancak ama yine de belirtmekte fayda var, güven tam sağlanamaz, sağlanamayacağını kesinlik barındıralamayan ikiliden dolayı ileri de sürmüyorum, gerekçelendirilenlerin kıyaslanmaları ve haddince hesaba katılmayanların dışlığı ya da bazen içtenliği tamlığın kıyısına sürükleyemez diyorum. -“Masa vardır” dediğimizde gerçekten neyin var olduğunu iddia etmiş oluruz? +Duyu verilerinden bağımsız olarak kastedilen anlamın mümkünlüğünü incelemeye alan soru açık ancak yanıtı kesin ayrımlara da yol açacağından zor. Şimdilik askıya bu yüzden alınacak benim için. -Mantık yasaları doğruluk taşıyamıyorsa geçerliliğini koruyabilmesi mümkün mü? +Yazarında bahsettiği gibi mantık yasaları doğruluğu taşımayı amaç edinmez, doğruluğu taşımaması geçerliliği bozamaz çünkü kastedilen geçerlilik çoğu (tümü de denebilir) konularda bahsi geçenlerle aynı anlamı veriyor; öyle tam eminlikten yoksun gerekçelendirmelerden varsaydığımızı. -Tanıma ve betimleme yoluyla edinilen şeylerin bilgileri (hatırlatma:doğruların bilgilerine kitap ayrıntı çekmedi) kendilerince nerede ayrılır? +Kitabın kendileri için ayrıldığı yere tekrardan göz atmam gerekti, birbirlerine gerçekten yakınlık gösterdiklerinde, en azından başlangıçlarında ama sonra gidilecekleri yoldan ziyade hangilerini alıp gidişleriyle ayrılıyorlar. Tanıma duyu verilerini kendi içinde sindirmeyi sever, betimleme ilişkisini bağımsızlara bağlar.
Felsefe SorunlarıBertrand Russell · Kabalcı Yayınları · 1994336 okunma
·
49 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.