Bazı kitaplar vardır, okurken hikâyeyi takip edersin; bazıları ise seni kendi içine doğru yürütür. Katre-i Matem benim için ikinci gruba ait oldu. İskender Pala bu romanda sadece bir yas hikâyesi anlatmıyor; aşkı, kaybı, kaderi ve insanın içindeki derin boşluğu kelimelerle ilmek ilmek işliyor.
Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, kelimelerin taşıdığı ağırlıktı. Her cümle, sanki geçmişten süzülüp gelen bir matem duygusunu fısıldıyor. Aşk burada alışıldık bir mutluluk hâli değil; daha çok sabır, bekleyiş ve kabullenişle sınanan bir duygu olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle roman, okuyucuya “sevmek nedir?” sorusunu sessizce ama ısrarla soruyor.
Tarihle edebiyatın iç içe geçtiği anlatım, kitabı sıradan bir aşk romanı olmaktan çıkarıyor. Mekânlar, karakterler ve olaylar sadece bir dönemi değil, insanın her çağda değişmeyen acılarını temsil ediyor. Okudukça şunu fark ediyorsunuz: Zaman değişse de matem aynı, kayıp aynı, insanın kalbindeki boşluk aynı…
Katre-i Matem hızlı okunan bir kitap değil; durup düşünerek, bazı sayfaların altını çizerek okunması gereken bir eser. Bitirdiğinizde bir şeylerin eksildiğini değil, tam tersine içinizde ağır ama anlamlı bir iz kaldığını hissediyorsunuz.
Sessiz, derin ve biraz hüzünlü kitapları sevenler için kesinlikle okunması gereken bir roman. Herkesin kalbine aynı yerden dokunmayabilir ama dokunduğu yerde uzun süre kalacağına eminim. İskender PalaKatre-i MatemArvas