Bu kitapla ilgili ilk hissim şu oldu: Okumuyorum, bir şeyin içine çekiliyorum.
yazmakşiirfalan klasik anlamda “şiir kitabı” değil. Hatta şiirle arası biraz problemli bir kitap. Bir şiir kitabı gibi başlıyor ama kısa sürede başka bir şeye dönüşüyor. Metinlerin arasına giren çizimler, boşluklar, sayfa düzeni… Hepsi kitabı neredeyse bir art book gibi hissettiriyor. Şiir, çizim ve suskunluk aynı yerde duruyor. Biri bittiğinde diğeri konuşmaya başlıyor.
Umut Yalım dili kullanmıyor, dille boğuşuyor. Sözcükler yerli yerinde durmuyor, anlam sabitlenmiyor. Metin bazen sana direniyor, bazen seni itiyor. Alıştığımız şiir okuma konforu yok. Bir yerde güzel bir dize arıyorsan kitap onu özellikle saklıyor çünkü derdi güzel olmak değil. Gerçek olmak.
Ben bu kitabı kapattığımda şiir okumuş gibi değil, bir defter karıştırmış gibi hissettim. Birinin zihnine, masasının üstüne, yarım kalmış notlarına bakmış gibi.
Bu kitap herkese göre değil kesinlikle. Hızlı okunmuyor, rahat okunmuyor. Ama şiirin bazen yazıyla yetmediğini, bazen çizgiye, bazen boşluğa ihtiyaç duyduğunu düşünüyorsan yazmakşiirfalan seni bir yerinden yakalıyor. Tavsiyemdir.