Roman, yer yer beni anlatıdan uzaklaştıran bir üsluba sahipti. Neredeyse hiçbir sayfada beni bütünüyle içine almayı başaramadı belki de benim için doğru bir okuma dönemine denk gelmedi. Buradaki mesafemin nedeni konunun bireysel olması değil aksine, bireysel bir hikâyenin fazlasıyla ağdalı ve yoğun bir dille anlatılması bana zaman zaman boğucu geldi. Yazarın söz sanatlarında ve anlatı kurma becerisinde oldukça maharetli olduğunu görmekle birlikte, çağdaşları gibi daha sade, daha nefes aldıran cümleler kurmasını dilerdim.
Kitaptaki hac yolculuğu fikri bana tam olarak geçmedi Seher’in yolda karşılaştığı ve ilişki kurduğu kişiler de sahici gelmedi. Bu nedenle romanın, üslubu sebebiyle gereğinden fazla uzatıldığını düşünüyorum belki 250 sayfa civarında kurgulansaydı beni daha çok kendine çekebilirdi. Zaman zaman “Bunları neden okuyorum?” diye düşündüğüm anlar oldu maalesef. Buna rağmen, Nermin Yıldırım’ın edebi dünyasına dair merakım sürüyor; bu nedenle yazarın diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum.
Nermin Yıldırım 'ın Ev romanı, Seher’in Hristiyanlar için kutsal kabul edilen Camino de Santiago hac yolunu yürümeye karar vermesiyle başlıyor. Bu karar, dini bir inançtan çok Seher’in hayatında biriken kırılmaların, kayıpların ve içsel sıkışmışlığın sonucu olarak alınıyor. Seher için bu yürüyüş, bir varış noktasına ulaşmaktan ziyade, kendisiyle baş başa kalabileceği uzun bir süreçtir. Romanın anlatısı, Seher’in yolda attığı adımlarla birlikte geçmişine açılır ve okuru onun zihinsel dünyasına taşır. Roman kendiyle tutarlı bir sonla noktalanır.
Yürüyüş boyunca Seher’e arkadaşı Ogo eşlik eder Ogo, romanda bağımsız bir karakter olarak yer alır ve Seher’in içe kapanık, sert ve mesafeli hâline karşıt bir duruş sergiler. Seher’in dünyayla kurduğu kopuk ilişki, Ogo’yla olan diyaloglarda daha görünür hâle gelir. Oga Seher'den farklı olarak mutlu bir ailede yaşadığını düşündüren kısımlar mevcut. Yolculuğa zaman zaman Şerbet de dâhil olur Şerbet’in varlığı, anlatıda yalnızlık duygusunu yumuşatan ama aynı zamanda Seher’in sorumluluk ve bağ kurma meselesini yeniden düşünmesine neden olan bir unsur olarak yer alır. Bu yoldaşlıklar, Seher’in tek başına çıkmak istediği yolculuğun aslında sürekli başkalarıyla kesiştiğini gösterir.
Roman, yürüyüş bölümlerini Seher’in çocukluğuna ve ailesiyle olan ilişkilerine yapılan geri dönüşlerle örer. Annesinin ölümünün ardından Seher, yaklaşık iki yıllık periyotlarla geniş ailesinin farklı üyelerinin yanında yaşamaya başlar iki yıl halasının evinde, iki yıl büyük amcasının yanında 2 yıl başka birinde kalır. Bu geçicilik hâli, Seher’in hayatında tekrar eden bir ritme dönüşür. Nitekim Seher, ilişkilerinin de çoğunlukla iki yıl civarında sürdüğünden söz eder; bu süre, onun için hem bir dayanma sınırı hem de bağ kurmanın doğal sonu gibidir. Sürekli yer değiştirme ve kök salamama hâli, Seher’in “ev” kavramıyla kurduğu mesafeli ilişkinin temelini oluşturur.
Anlatının dikkat çeken bir diğer unsuru, her uzun yürüyüş bölümünden sonra yer verilen kısa terapi seanslarıdır. Bu seanslarda Seher, yol boyunca bastırdığı düşünceleri ve duyguları daha doğrudan bir dille ifade eder. Yürüyüşte sezdirilen suçluluk, öfke ve boşluk hissi, bu bölümlerde açıkça adlandırılır
böylece roman, fiziksel yolculukla psikolojik çözülmeyi paralel biçimde ilerletir.
Romanda en sevdiğim kısım kesinlikle anılarımızın gerçekliğine dair düşündürmesi oldu. Kitapta Seher'in bazı anıları yaratması ya da eklemeler çıkarmalar yapması beni bellek konusunda düşünmeye sevk etti.
Ev, Seher’in yol boyunca karşılaştığı insanları, kurulan geçici ilişkileri ve kesişen hayatları merkeze alırken, asıl anlatısını Seher’in kendisiyle kurduğu çatışma üzerine inşa eder. Roman, bir hac yolunu anlatıyor gibi görünse de esasen “ev”, “aidiyet” ve kalıcılık fikrinin neden Seher için hep geçici kaldığını sorgulayan bir iç yolculuğu anlatır.
Ocak 2026