Lübnan asıllı Halil Cibran açıkça söylemese de Kırık Kanatlar kitabında kendi aşk hikayesini konu edinmişe benziyor. 1912 li yıllarda ABD’den tekrar Lübnan’a ziyaretinde babasının çok yakın dostuyla görüşür ve onun kızı Selma ile arkadaş olur, bu arkadaşlık kısa sürede aşka dönüşse de Selma babası tarafından bölgenin en ahlaksız Papazına verilecektir. Selma’nın babası bu evliliği istememesine karşın bir yerde mecburiyetten kızını hüzünle gelin eder. Bu hadise Hali Cibran’ı derinden yaralar ancak yapacak bir şey de yoktur.
Bu aşk hikayesi üzerinden kadın olmak ne demek, kadınların mal gibi alınıp satılması gibi toplumsal konulara değinen Cibran yüzyıl öncesinden kadınların haklara ihtiyacı olduğunu ancak verilmiş gibi görünen hakların kadınları sanki ev hanımı olmaktan metresliğe evirdiğini söyler ve bunu eleştirir.
“uygarlık bugün her ne kadar kadının bilinçlenmesine yardımcı oluyorsa da, buna karşılık, erkeğin açgözlülüğü yüzünden, acılarını da çoğaltmaktadır. dün kadın mutlu bir hizmetçiyken, bugün mutsuz bir metrestir! dün gün ışığında kör gibi yürüyordu, şimdi duru görüşüyle, koyu karanlıkta yürüyor! bilgisizliği içinde güzel, sadeliği içinde erdemli ve zayıflığı içinde güçlüydü. şimdi oyunlarıyla çirkin, zekasıyla yüzeysel, bilgisiyle de kalpsiz bir hale geldi”