Güzide hanımın tarzını seviyorum. Daha önceki okuduğum kitabında da o huzuru hissetmiştim. Kendine has sakin ve duru bir anlatımı var. Yani huzur veren türden. Sofa da öyle içten, samimi bir kitap.
Bir sofada başlayıp büyük şehirde devam eden bir anlatı onunki. Kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılan evin ve tanık oldukları göz ardı edilerek apartman dairesine dönüşümü ile başlıyor hikaye. Sonrasında ise mühendis olan ama hep o eski günlere özlem duyan, içinde kalan yazma arzusu ile de bizlerle bu satırları paylaşan Güzide hanımın hayatından bazı etkileyici kesitleri okuyoruz. Hayvanlarla olan ilişkisi, yazmaya olan aşkı, mesleği ile sınanması ve en çok da zaman kavramını sorgulaması ve bu konudaki fikirlerini okumak keyifliydi.
Aynı zamanda bir zamanlar okuduğum Otuzuncu Hüma Kuşu kitabının hikayesine de kitapta rastlamak güzel bir sürpriz oldu. Velhasıl, okurken keyif aldığım kalemlerden olan Güzide hanımın bu kısacık ama yoğun hikayesini sizlere de tavsiye ediyorum.
Her Ay Okuyanlar Kulübü
Keyifli okumalar dilerim...