Yıllarca gizli gizli işlenen bir soykırım; duyulmaması için verilen üstün bir çaba ve gayret... Adım adım izlenen insanlar, yasaklanan bir kültür ve din. "Eğitim" adı altında toplama merkezlerine hapsedilen insanlar; asıl gerçek ise zulüm ve işkence. Başında erkek olmaması iddiasıyla Çinli erkeklerle evlendirilen kadınlar, ailelere ajan olarak sokulan "Çinli akrabalar"...
Koca bir nesilden koparılan bir din; neneler, dedeler, babalar ve anneler... Ellerinden alınan özgürlüklerine mi, yoksa çocuklarının İslam’dan bihaber büyümelerine mi yansınlar? "Restorasyon" adı altında yıkılan, müzeye veya farklı binalara çevrilen camiler... Yukarıdakiler, yaşananların gelecek nesillere aktarılmaması için alınan türlü önlemlerden sadece birkaçı.
Kitapta; şimdiye kadar duyulmayan, görülmeyen, belki de duyup geçtiğimiz şeylerin acısı ve mahcubiyeti var. "Mahcubiyet" diyorum çünkü bu zulümde az da olsa parmağımız var. Nasıl mı? Çin malı ürünler alarak, Çin dizi ve filmlerini izleyerek ve en önemlisi; zulmü duyurmadaki çekingenliğimizle.
Taha Kılınç