Sessizlik içimde ufuklar kadar... Fırtınalar hiç durulmuyor mesela ama yine de ara sıra güneşi seyrediyorum. Biraz fazla sevinç oldu mu içimde, başlıyor kara bulutlar hüznü yağdırmaya.
Yoo, şikayetçi değilim; uzunca zamandır yoldaşım olan hüzne aşığım artık. Bir an bile gecikse içim telaşa kapılıyor. Ben belki de hüzünle sırdaşlık yapıyorum, yoksa hüzün kime bu kadar hoş gelir?
Ara sıra hüzünle yüz yüze geldiğimiz oluyor tabii; gelmemesi gereken yerde geldiği, gitmesi gereken zamanda gitmediği zaman... İşte sadece bu zamanlarda çekilmez oluyor.
"İçimi sele boğmana gerek yok," diyorum. Yeterince fırtına kopuyor zaten. Fırtınayı toplarım ama seli toplamak zaman alıyor. Ben, beni yormayan hüzne müptelayım. Hüzün tıpkı aldığım nefes gibi; bu yüzden yokluğunda bedenim, her an ölümle kavuşacakmış gibi geliyor.
(Nefsime, Kalemimden)