Zülküf’ün hikâyesi, aslında birçok gencin hikâyesidir. Belki sonu aynı bitmiyor ama hemen hemen aynı başlıyor: Dost görünen düşmanlar, menfaat üzerine kurulan yakınlıklar ve hatta aşklar... Kitapta; kendiyle boğuşan, bir türlü barış imzalayamayanların kargaşası var. Arkadaş çevresinin, zaaflarımızı kullanarak insanı hiç tahmin edemeyeceği, "Belki de hiç yapmam," dediği şeylerin içine nasıl ittiğini görüyoruz.
Okurken kimi zaman Zülküf’e hak verdiğimiz, kimi zaman "Yapma be, aç artık gözünü!" dediğimiz, kimi zaman da öfkeleneceğimiz satırlar mevcut. En önemlisi de 1980 yılında sağ-sol kavgasının gençleri nasıl bir çürümeye götürdüğüne şahitlik ediyoruz. Sayfaları çevirdikçe, her ayrışmanın gençler üzerinde oynanan bir oyun olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Kitabı okudukça Zülküf’ün kendisiyle ve çevresiyle olan kavgasının aslında hâlâ devam ettiğini göreceksiniz. Diğer kitapların aksine bu hikâyenin sonu hayal ettiğimiz gibi bitmiyor. Geriye sadece yiten bir gençlik ve perişan bir aile kalıyor.