Gönderi

Bu çağın en büyük savaşı
Puan vermedi·320 syf.··
2026 2. kitabı
Bu kitabı yorumlamadan önce neden bu kitabı okuduğumu anlatmak istiyorum. Son zamanlarda özellikle işimde çalışırken olmak üzere çok sık bir şekilde dikkat dağınıklığı yaşadığımı fark ettim. Normalde adhd gibi bir tanım da yok. Ancak son birkaç yılda telefon/ekran bağımlılığımı yenmeye çalışırken buluyordum kendimi. Sürekli diyete girip, birkaç kilo verip tekrar aynı döngüye girmek gibiydi bu. Anlatması kolay yaşaması zor. Özellikle şu anda sektörlerde işsizlik bu kadar yükselmişken, insanın sahip olduğu işe gerekli değeri verememesi çok yıpratıcı. Erteleme, ekranda oyalanma, ekranı zor görevlerden kaçış olarak görme, kafa dağıtma gibi bir sürü etkisi mevcut bu dikkat dağınıklığının. Elbette acımasız sonuçları da oluyor. Bu acımasız sonuçlara çok yaklaşmışken, artık bu yaşadığım şeyi podcast dinleyerek ya da video izleyerek değil, gerçekten okuyarak çözmeye karar verdim. Roman gibi türleri okurken hikâyeye kapılıp içine çekilebilme şansınız var ancak araştırma türü kitaplar ekstra dikkat istiyor bence. Nispeten okunması kolay da olsa dikkat dağınıklığım sebebiyle bu kitabı okurken bile zorlandığımı söyleyebilirim. Gelelim kitaba; Kitapta dikkat dağınıklığının sebepleri, birden çok bilim insanı, araştırmacı, psikolog vs. tarafından yapılan çalışmalarla ve yazarın direkt o insanlarla iletişime geçmesi sonucu elde ettiği bilgilerle açıklanıyor. Tek bir sebep ya da tek bir kişi değil, birden çok sebep ve birden fazla ortamla alakalı olduğunu anlatıyor bize yazar. Alan adındaki vaftiz oğlunu sevebileceğini düşündüğü bir yere götürüp, çocuğun telefondan kafasını kaldırmaması sonucu bir aydınlanma yaşıyor ve bu konunun peşine düşüyor. Telefonunu bırakıp, interneti olmayan bir laptop ve telefon alıp Provincetown’da vakit geçiriyor yazarımız. Buraya ilk geldiğinde bir süre rahat etse de bir noktada internet yoksunluğu da çekiyor, ancak atlatmayı başarıyor. Bir nevi zihinsel detoks yaşıyor. Döndüğünde ise bu konularla ilgili araştırmalar yapıyor. Tek tek sebepler hakkında inceleme yazmayacağım, bence gerek yok, ancak en akılda kalan bazı sebepler hakkında birkaç şey söylemek isterim. Örneğin sosyal medya kullanımı ve bildirimlerin artması. Sosyal medya kullanımı öyle bir seviyeye geldi ki, insanlar onsuz yaşayamaz oldu. Elimiz ayağımız gibi. İşe giderken metro kullanan biri olarak ekstra fark ediyorum bunu. Herkes canı sıkılınca telefonlara koşuyor. Bunun doğru/yanlışlığını yargılamak elbette haddim değil. Ancak öyle bir noktada olduğumuzu gösteriyor ki bu, sıkılmaya sıfır tolerans bir şekilde yaşamımıza devam ediyoruz. Sıkılmak kötü bir şey mi? Aslında yaratıcı süreçlere girmemizi, daha derin düşünmemizi sağlayan bir şey sıkılmak. Ancak kendi düşüncelerimizden korkuyorsak sıkılmayı bir tehdit olarak algılayabiliriz. Namı diğer overthink. Bu da bizi aslında düşünmekten korktuğumuz, olmasını istemediğimiz felaket senaryolarına götürebilir. Sıkılmaktan korkmanın getirdiği duygu ile kendimizi telefona sarılırken bulabiliriz. Sosyal medyada dopamin reseptörlerimizi deyim yerindeyse öldürerek bu sıkıntımızı giderebiliriz. Peki ya sonrası? Sürekli dopamin salgıladıktan sonrası? Bunu nasıl düzeltebiliriz? Burada çözüm olarak insanların “yeterince istersen yaparsın aslında” sözlerini zalim iyimserlik olarak adlandırıyor yazar. Yani bu ne demek, insanın belki de yapamayacağı konularda çevresinin yük bindirmesi demek. Bu nedenle sosyal medya ve dikkatimizi çalan her türlü duruma karşı bireysel tepkilerin bir anlamı olamayabileceği ve asıl düzelmenin ve yararın sağlanması için toplu bir hareketin daha anlamlı ve daha çözümcül olabileceğini anlatıyor. Toplu hareket etmenin zorlaştığı bu dönemde, özellikle soyut bir kavram olan dikkat sorunu için çözüm bulabilmek, somut meseleler için çözüm bulmaktan daha zor bence. Çünkü bu konuda fayda sağlayan çok zengin insanlar var ve toplum ve özellikle çocukların geleceği için kendi kazançlarından feda edeceklerini hiç düşünmüyorum doğrusu. En aklımda kalan diğer etmenlerden biri ise beslenme düzenimiz/şeklimiz. Markete girdiğimde meyve sebze, süt ürünleri ve et ürünleri dışında alacak pek bir şey bulamıyorum açıkçası. Çünkü çoğu raf çöple dolu. Özellikle içeriği bir insana kesinlikle zararlı olabilecek gofretler, çikolatalar, cipsler bizim beslenme düzenimizi olumsuz yönde etkilemekle kalmıyor aynı zamanda bu çöpler dikkat sistemimizi de etkiliyor. Yazar burada aslında büyükannesinden bahsediyor. İsviçrede babaannesi ve dedesiyle vakit geçirirken canı cips, pizza gibi şeyler çekince, hayatı boyunca çoğunlukla kendi yetiştirdiği şeyleri yiyen babaanne ve dedesinin şaşkınlığını görüyor. Çünkü bu insanlar öbür türlü beslenmeyi hiç görmemişler hayatlarında. Oysa biz şehir yaşamında bunlara fazlasıyla maruz kalıyoruz. Öyle ki sağlıklı alternatifler sunan yerler hem az hem de pahalı. Bu bizim diyet yapabilmemizi de engelleyen en büyük unsurlardan biri diyor yazar. Çünkü etrafımız bu halde sağlıksız ürünlerle çevriliyken, diyet yapabilmek çok fazla şeye hayır demek aslında. Kötü besinlere yeniden dönecek olursak artık besinlerden yeterince vitamin alamıyor oluşumuz ve kötü besinlerin beyin sisi gibi etkilerinin olması dikkat dağınıklığını en çok etkileyen şeylerden bazıları. Bir de yazarımız DEHB’den bahsediyor. Bu konu hem klinik bir konu hem de çoğu kişinin günümüzde dert ettiği bir konu. Bazen odaklanmayı sağlayan ilaçların stoklarının az olduğunu bile duyuyorum. İnsanların ne kadar bu ilaçları kullandığını varın siz hayal edin. Halbuki öbür türlü bir dünya da mümkün ancak o kadar zor ki, zaten bu kadar zorluk çekerken kimse soyut bir kavramı yenebilmek için gerekli mücadeleyi göstermiyor, göstermek de istemiyor bence (eğer ilaçla çözülebilecek bir şeyse özellikle). Bunlar dikkatimizi engellerken belki telefonlarımıza ekran süresi koymak, belki düşüncelerimizi daha çok dinlemek, belki sıkılmanın kötü bir şey olmadığını fark etmek, belki temiz beslenme konusunda gayret göstermek, daha çok akışta kalarak çalışmak, anda kalıp zevk alabilmek, bizi bu soyut engelden korur ve bireysel olarak yapabileceğimiz en iyi noktaya taşıyabilir diye düşünüyorum.
Kişisel Gelişim
Çalınan DikkatJohann Hari · Metis Yayınları · 20245,3bin okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.