Zevkler ve renkler tartışılmaz tabi ama yine de bu kitabı sıkıcı bulan, yarım bırakan, hikayeye belli bir yerden sonra girebilen, çok fazla karakterle zorlayıcı olduğunu düşünen ve gereğinden fazla abartıldığını söyleyenler için şaşkınım.
Şahsen ben ilk sayfadan itibaren bir sonraki sayfayı "acaba şimdi ne olacak?" merakı ile okudum. Ben merakla okurken hikayedeki olaylar bir yapbozun parçaları gibi birbiriyle ilişkilenerek yerli yerine oturdukça, aldığım haz daha da arttı. Ters köşe hissi yaratan bağlantı detaylarına bayılırım..
Romanda çok fazla betimleme olduğu doğru ama bu betimlemeler beni sıkmak yerine yazarın muhteşem diline hayran bırakmaktan başka bir şey yapmadı. Sıkça kullandığı o eşsiz benzetmeler zihnimde yeni bağdaşımlar yarattı. Kelimelerin bir araya getiriliş sanatı beni usta dehaya hayran bıraktı. Çevirisini okurken bile hayranlık duyuyorsam orjinal dilinde nasıldır diye düşünmeden edemedim. O güzel betimlemeler sayesinde daima olayların bir parçası gibi hissettim.
Tüm bunlar bir yana Fransız Devrimi'ne karşı yepyeni bir bakış açısı edindim. Yaşanan acıları çok derinden hissettim. Bir eser, kendinden yüzyıllar önce yaşamış kişilerin acısını bir insanın içine işleyebiliyorsa, tek başına bu sebeple bile övgüye ve sevgiye layık değil midir?
Charles Dickensİki Şehrin Hikâyesi