·496 syf.····Okunma: 18 Ocak 2026 11:12 Kate Atkinson’ın Hayat, Sil Baştan’ına büyük bir merakla başladım. Arka kapaktaki “farklı şekillerde yaşayıp ölmeye başladı” cümlesi, bende ihtimallerle dolu, cesur, zihni kurcalayan bir metnin vaadini kurmuştu. Ama kitabı bitirdiğimde elimde kalan duygu, maalesef meraktan çok hayal kırıklığı oldu.
Evet, başkarakterimiz Ursula defalarca ölüyor ve her seferinde yeniden dünyaya geliyor. Ama bu, benim için “farklı hayatlar” değil; aynı hayatın küçük makyajlarla tekrar tekrar sahneye konmasıydı. Her ölümden sonra başa sarmak, bir yerden sonra anlatısal bir oyun olmaktan çıkıp mekanik bir alışkanlığa dönüştü. Oysa ben kırılma anları, radikal sapmalar, ruhu dönüştüren ihtimaller bekliyordum. Gelen ise çoğunlukla aynı odalar, benzer hisler, tanıdık cümleler oldu.
En çok da tekrar duygusu yordu beni. Başlarda merak uyandıran döngü, ilerledikçe sıkıcı bir ritüele dönüştü. Bence en büyük haksızlık kitabın felsefi potansiyeline yapılıyor; “hayat başka türlü yaşanabilir miydi?” sorusu, gerçek bir varoluş sancısı olmaktan çıkıp dekor değiştiren bir sahne oyununa dönüşüyor.
Belki mesele beklentimdi. Belki de bu kitabı sevebilmek için tekrarın içindeki küçük oynamaları sevmek gerekiyordur. Ama ben “sil baştan” denince, hafifçe başa alınmış aynı kaseti değil, bambaşka bir şarkıyı duymak istedim. Ve maalesef burada kulağıma gelen, sürekli nakarata dönen bir melodi oldu.