·384 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Ocak 2026 04:38 Bu kitap gerçekten çok ağır bir kitap. Eğer psikolojiniz el veriyorsa okumanızı tavsiye ederim ama okumazsaniz da psikolojinizi büyük oranda korumuş olursunuz.
Bu kitap hakkında spoilersiz konuşmam imkansız o yüzden eğer okumadiysaniz veya filmini izlemeyi bekliyorsanız lütfen geçin.
Kitap o kadar dolu ve derinlikli bir yazıma sahip ki her şeyi bir anda anlatamayacagim ve sıradan gitmeyi düşünüyorum.
Haymitch'in hikayesi bize hayal satmıyor hatta bunu ilk sayfalarda Louella'nin oyunlara geçmeden ölmesi ve ardından Capitol'ün kendi başarısızlığını örtmek icin Lou Lou'yu getirdiği zaman ilk kez anlıyoruz ve kitabin ilk kismi da tam olarak burada kesilmiş. Bu bilinçli yapılmış bir kesim.
Çünkü kitabin ne olduğunu başından anlatıyor. "Bu karakterlere bağlanma hepsi pamuk ipliğine bağlı." Mesajini veriyor ve bu bizi kahreden asıl kısım.
Haymitch'in kural sığmazlığını en belirgin şekilde ikinci kisimda görmeye başlıyoruz. Haymitch kitabin sonuna kadar isyan için bir şeyler yapmayı düşünüyor fakat herkesin aksine kaybedecek çok şeyi var.
Capitol'un acımasızlığını ana seriye kıyasla bu kitapta iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Snow yatacak yerin yok yemin ederim.
Arenadakilerin çocuk olduğunu kitap sürekli size hatırlatıyor ve hepsinin ölümü o kadar acımasız ölümler ki. Özellikle Ampert'in ölümü beni çok etkiledi. Ama diğerlerini de anmak istiyorum. Louella, Wyatt, Lou Lou, Ampert, Wellie ve Maysilee hepiniz daha fazlasını hak ettiniz.
"Elveda önce nefret ettiğim, sonra istemeyerek saygı duyduğum, sonra sevdiğim Maysilee Donner. Sevgili olarak değil, hatta dost olarak bile değil. Kız kardeşim, demiştim ona"
Ama beni asıl etkileyen Maysilee Donner oldu. Bu karakterin potansiyelini düşündükçe o kadar kahroluyorum ki anlatamam size. Maysilee ve Haymitch ikilisinin arasındaki iletişim de çok güzeldi. Nereden nereye? Hissini en çok bu ikisinde aldım. Kitabın bazı alıntıları var ki aklima geldikçe kalbim sıkışıyor.
"Eve dönüşünün tadını çıkar."
Ve Haymitch'in eve dönüşü. Düpedüz travma. Snow ona kazandığını ama aslında hiçbir şey kazanmadığını açık bir şekilde belirtiyor. Sevdiği herkesi tek sonsuz aşkı Lenore Dove'u, Ailesinden kalan annesi ve Sid'i kaybediyor. Ben bu sayfaları özellikle tek gecede okudum. (Asla önermiyorum sakın öyle bir şey yapmayın.)
"Sen iyi misin Haymitch?"
"Uğruna yaşayacak hiçbir şeyim yok."
Adım adım herkesi kaybettikten sonra Haymitch'in çöküşünü okumak beni daha da kötü yaptı. Kaç kere ağladım saymadım bile. "Bir insan nasıl yavaş yavaş kırılır?" Sözünün yaşayan örneği."
"Ben başkentin kazandığının yaşayan bir kanıtıyım sadece."
Haymitch tanıdığı herkesi kaybetmesinin ardından etraftaki herkesi kendinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Snow açık ara "Bağlanırsan ölürler." mesajini verdiği icin yıllarca kendini yalnızlığa mahkum ediyor. (Ben yeteri kadar içtiğini düşünmüyorum buara da.) Yaşadığı şeyleri çok az insan kaldırabilir. Ben şahsen onlardan biri değilim. Lenore Dove'a verdiği sözü yüzünden, isyan için yıllarca bu şekilde yaşamış. Cok korkunç. Düşündükçe daha da kötü oluyorum.
Ve son olarak bu kitaptaki alıntılar bana resmen yapıştı. Bir süre de çıkmazlar aklımdan gibi duruyor. Gerçekten kalıcı bir iz bırakacak bir kitap arıyorsanız bundan daha iyi seçim olamaz.
Son söz hakkında konuşup bir de ana seriyle ve bu kitapla alakalı kafama takılan şeyden bahsedip incelemeyi bitireceğim.
Son sözde Haymitch'in Katniss ve Peeta'yı İlk gördüğünde nasıl hissettiginden ve onlara istemeden de olsa bağlandığından söz ediyor. Lenore Dove'in sözünü (isyanı) tuttuğu için de sevgilisinin onu affettiğini söylüyor. Katniss'in Louella McCoy'a benzedigini ve ona o yüzden "Tatlım" dediğini duymak. Ana seriyi okurken asla aynı hissedemem bundan sonra imkansız. Katniss ve Peeta'yı az da olsa okumak iyi hissettirdi buara da. Son olarak asıl alaycı kuşun ilk sembolünü taşıyan kişinin Maysilee olduğunu diğerlerine anlatmasıyla ilgili bir şeyler söyleyeceğim.
Bu kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey tatmin değildi; aksine, içimde büyüyen bir huzursuzluktu. Ve fark ettim ki bu huzursuzluk bir eksiklikten değil, kitabın bilinçli olarak durduğu yerden kaynaklanıyordu.
Ana seride çoğu zaman karakterler üzerinden dağılan, romantik çatışmalarla yumuşatılan sistem eleştirisi burada tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor. Haymitch'in hikayesi hep dediğim gibi hayal satmıyor veya umut vadetmiyor. Kahramanlığın işlemediği bir yer. “Bir gün biri çıkar ve her şeyi değiştirir” demiyor. Tam tersine, neden çoğu zaman kimsenin çıkamadığını anlatıyor.
Maysilee benim için bu yüzden önemli çünkü bu karakter kitabın kalbinde duran ama bilinçli olarak geri çekilen bir karakter. Çünkü onun ölümü arenadan kaynaklı değildi. Snow, onda potansiyel gördü (ve oyun kurucuları öldürmüştü) bu yüzden arenada herkesin önünde katledildi ki isyanın sembolü olamasın. Eğer bu yapilmasaydi Maysilee daha büyük bir sembol olabilirdi, daha sarsıcı bir sona sahip olabilirdi. (Sembol olduğundan kaynaklı-halka açık ölüm gibi) Buara da böyle düşünmem, kitabın başarısızlığına dair bir eleştiri değil; Suzanne Collins’in ana hikâyeye zarar vermemek adına aldığı bir kararın farkındayım ama neden daha iyi olmadı? Diye sorguluyorum aslında ve işin ironik kısmı anlıyorum neden yapılmadığını.
Muhtemelen ana seri bu kadar acımasız olsaydı kitle daha az olabilirdi veya baska sebepler olabilirdi. Biz bile daha bu kitabı zar zor kaldırdık bu da bir gerçek. Yine de bu, içimde bıraktığı boşluğu ortadan kaldırmıyor.
Ve özellikle günümüzde bile böyle şeyler varken bu tarz konulara sahip kitapların yumuşatılarak verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ne kadar haksızlık görürsek o kadar bir şeyleri değiştirme isteğimiz artar.
Tam da bu yüzden bu kitabı ve Haymitch'in yaşadıklarını değerlendirirken zorlandım. Seri çok daha fazlası olabilecekken vahşeti ve karanlığı indirilmiş bence. Başta Suzanne Collins'in bu kadar karanlık bir kitap yazabileceğini düşünmemiştim. Ama yazmış yani. Bu da bana diyor ki "Bilinçli Geri Çekilme." Ana seriyi gerçekten çok seviyorum buara da yanlış anlaşılmak istemem. Sadece kusursuz olabilirmiş.
Asıl olayın da yan kitapla sınırlı kalması da üzücü ama şöyle bir mesaj verdiği de gerçek.
"İsyan eden herkes başarıya ulaşamaz."
"Haymitch ve Maysilee zamanında yürüdü ki Katniss koşabilsin."
Kitap kendi sınırları içinde kusursuza neredeyse yakın. Ama bu sınırların varlığı, metnin önünde duran bilinçli bir engel bence. Eksik olduğu için değil; daha fazlasını yapabileceğini bildiğim hâlde yapmadığı için canımı acıtan bir gerçek.
Yine de puanımı düşürmüyorum. Çünkü sınırlayıcı olan metnin kendisi değil, ait olduğu evren. Hasatta Gündoğumu , Açlık Oyunları dünyasında yazılmış en dürüst ve karanlık kitaplardan biri ve belki de bu yüzden en rahatsız edici olanı bile olabilir.