Trakhisli Kadınlar bir eylemle değil bir bekleyişle açılır. Deianeria sahnededir, ama sahne onun değildir. Aslında oyunun tamamı boyunca hiçbir zaman tam anlamıyla kimsenin değildir. Her şey eksik bilgiyle, gecikmiş haberlerle ve yanlış yorumlarla ilerler. Sophokles , trajediyi bir patlamayla değil yavaş yavaş daralan bir çemberle kurar.
Herakles yoktur. Ama yokluğu ağırdır. Sahnede bulunmadığı her an adı anılır. Gücü, şiddeti, zaferleri ve sadakatsizlikleri anlatılır. Deianeria’nın varlığı ise tam tersine, edilgendir. O, yapan değil bekleyen; belirleyen değil katlanan bir karakterdir. Kocasının yokluğu, onun kişiliğini doldurur. Deianeria’nın korkusu soyut değildir: terk edilme korkusu, yerini kaybetme korkusu, gençliğini ve çekiciliğini yitirme korkusu. Bu korku, oyunun ilerleyen safhalarında trajedinin gerçek motoru haline gelir.
Oyun boyunca karakterlerin yaptığı hatalar, kötücül niyetlerden değil, bilgi eksikliğinden doğar. Herkes bir şeyler bilir; ama kimse yeterince bilmez. Kehanetler vardır, ama bulanıktır. Haberler gelir, ama geç gelir. Söylenen sözler doğru olabilir; ancak yanlış anlaşılır. Sophokles burada kader fikrini basit bir yazgıcılık olarak sunmaz. Felaket, kaçınılmaz olduğu için değil yanlış bilgiyle verilen kararlar biriktiği için gerçekleşir.
Nessos’un kanı bu noktada oyunun merkezine yerleşir. Aşkı garanti edeceği söylenen bu kan, Deianeria için son çaredir. Burada ahlaki bir kötülükten ziyade, çaresizlik vardır. Deianeria bilerek öldürmek istemez; aksine evliliğini kurtarmak ister. Ancak tragedyanın sertliği tam da buradadır: İyi niyet, felaketi engellemez. Bilgiye dayanmayan iyi niyet, yalnızca yıkım üretir.
Herakles’in tutkuları oyunun görünmez ama en yıkıcı gücüdür. Kadınlar onun için bağ değil, ganimettir. Iole bu düzenin son halkasıdır. Herakles’in tutkusu, yalnızca Deianeria’nın evliliğini değil, bütün aile yapısını tehdit eder. Sophokles burada açık bir ahlaki gerilim kurar: Tutku, toplumsal düzenin düşmanıdır. Aile, sadakat ve süreklilik üzerine kurulu bir yapı iken; tutku geçicidir, talepkârdır ve yıkıcıdır.
Ancak oyun Herakles’i basit bir zorba olarak da sunmaz. O bir kahramandır; ama bu kahramanlık, ahlaki bir üstünlük anlamına gelmez. Fiziksel güç, bilgeliği garanti etmez. Sophokles’in eleştirisi nettir: Güçlü olmak, doğru olmak değildir.
Felaket gerçekleştiğinde bilgi nihayet tamamlanır. Ama artık her şey için çok geçtir. Deianeria gerçeği anladığında geri dönüş yoktur. Sophokles’in trajedisi tam da bu noktada kapanır: İnsanlar doğruyu en sonunda öğrenirler. Ama doğru, her zaman kurtarıcı değildir. Bazen yalnızca acının nedenini açıklar.
Herakles’in ölümü, yalnızca fiziksel bir yıkım değildir; bir düzenin çöküşüdür. Kahraman miti parçalanır. Geride kalanlar için ise bilgi, bir teselli değil, bir yük olur.
Trakhisli Kadınlar, ne yalnızca bir evlilik trajedisidir ne de mitolojik bir kader anlatısı. Oyun, bilginin zamanlaması üzerine kuruludur. Ne bildiğimiz değil, ne zaman bildiğimiz belirleyicidir. Sophokles, trajediyi insanların kötü olmasından değil, eksik bilmelerinden üretir.
Bu nedenle oyun, kahramanlık anlatılarını yüceltmez; onları sorgular. Gücü, tutkuyu ve kehaneti mutlak doğrular olmaktan çıkarır. Geriye şu sert gerçek kalır: İnsan, bilmediği şeyler yüzünden yıkılır. Ve çoğu zaman bunu fark ettiğinde artık çok geçtir.