Zola’nın Nasıl Ölünür kitabına, neyle karşılaşacağımı bilmeden başladım. Beş farklı sınıf, beş farklı ölüm ve geride kalanların onları unutma hızı...
İlk öyküden sonra bile ölümün ne kadar da çabuk unutulduğunu; uğruna çabalanan insanların ve insanın kendisini feda ettiği şeylerin ne kadar da değersiz olduğunu görmüş oldum.
İnsanlar sevsin, değer göstersin diye çabalamak; insanlar iyi konuşsun, mutlu olsun diye olmadığı biri gibi davranmak; değmeyecek şeyler için çabalayıp yine değmeyecek şeyler için üzülmek... Ne boş aslında hepsi. Çünkü her türlü yalnız ölüyordu insan. Her türlü bir tek "kendisi" vardı yanı başında.
İnsan ne garip; yanı başında bir tek kendisi varken yine kendisini göz ardı eden. En çok kendisini üzüp bir köşeye atan...
En çok kendine değer vermeli insan; çünkü ölürken bile yalnızdır.