10/10
·568 syf.··
2026 58. kitabı
"Tanrı Metro’ya hiç uğramadı. Burası, onun unuttuğu bir bodrum katı." Rus yazarımız Glukhovsky, kıyamet sonrası bilimkurgu temalı romanını 2005 yılında okuyucularıyla buluşturdu. İlk başta renkli kapağı, kalın biçimiyle dikkat çeken bu eser, kıyamet sonrası türü severleri için vazgeçilmezler listesinde yerini aldı. Bir misafirlik sırasında elime geçmesi ve üç günde 600 sayfayı bitirmemin ötesinde bir kitaptı benim için Metro 2033. "İnsanoğlu her zaman yok etmeyi biliyordu ama korumayı asla öğrenemedi. Nükleer bir savaş sonrası binlerce insanla birlikte Moskova Metrosu'na sığınan, ismi Dostoyevski romanlarından fırlamış Artyom Alekseyevich'in hikayesi ile başlıyordu eserimiz. Annesini ve gökyüzünün mavisini hatırlamakta zorlanan Artyom'un hikayesi ile. Karakterimizi WDNCh adı verilen istasyonda tanıyoruz. WDNCh, Metro'nun en kuzey ucunda, dumanlı çayların ve mantar tarlalarının gölgesinde, görece huzurlu bir istasyondu. Ancak bu huzur, tünellerin derinliklerinden gelen ve "Karaderililer" adı verilen gizemli yaratıkların tehdidiyle sarsılıyordu. Artyom’un hikâyesi, istasyona gelen gizemli koruyucu Hunter’ın ona verdiği o ağır sorumlulukla; yani "Polis" istasyonuna ulaşıp yardım isteme göreviyle sıradan bir nöbetçi hikâyesinden çıkıp, tüm insanlığın kaderini omuzlayan epik bir yolculuğa dönüşecekti. Tünellerdeki İnsanlık Laboratuvarı Artyom, rayların üzerinde ilerledikçe sadece mutantlarla değil, insanlığın yerin altına taşıdığı o bitmek bilmeyen ideolojik savaşlarla da yüzleşiyor. Glukhovsky, Moskova Metrosu'nu adeta bir "insanlık laboratuvarı" gibi kullanıyordu. Bir istasyonda komünizmin katı ve kızıl kurallarıyla sarsılıyor, bir diğerinde faşizmin karanlık yüzüyle burun buruna geliyoruz. Bir tarafta ticaretin ve paranın soğuk mantığıyla dönen Hansa, diğer tarafta ise karanlığın ortasında bir anlam arayan tekinsiz tarikatlar... Bitmiyordu. Sanki dünya üzerindeki o devasa yıkımdan hiç ders almamışız gibi, insanoğlu daracık beton tünellerde bile kendi küçük dünyalarını kurup birbirini boğazlamaya devam ediyordu. Kitabın en vurucu yanı da tam burada saklı: Metro, radyasyondan kaçanların sığınağı olduğu kadar, eski dünyanın nefretlerini ve hırslarını besleyen bir kuluçka makinesine dönüşüyor. Işık ve Karanlık Arasında Bir Arayış Artyom’un karanlık tünellerdeki her adımı, aslında kendi iç dünyasındaki ışığı ve "insan kalabilmenin" yolunu arayışdı. O meşhur alıntıda vurguladığın gibi; insanoğlu yok etmeyi kusursuzca biliyor, ancak korumayı ve anlamayı bir türlü beceremiyor. Bu yetersizlik, kitabın o sarsıcı finalinde okuyucunun suratına sert bir tokat gibi inmek üzere var olmuştu. Toparlayacak olursak Metro 2033, sadece bir kıyamet sonrası hayatta kalma mücadelesi değil; vicdanın, inancın ve "öteki" olanı anlama çabasının hikâyesidir. İşin özünde Glukhovsky bizlere şu soruyu sorduruyordu: Dışarıdaki mutantlar mı daha korkunç, yoksa zihnimizin karanlık dehlizlerinde büyüttüğümüz o eski dünya canavarları mı? Eğer Artyom ile o ilk tünele girdiyseniz, yolun sonuna ulaştığınızda artık siz de eski siz olmayacaksınız. Çünkü Metro'da asıl mesele hayatta kalmak değil, ne için hayatta kaldığını unutmamaktır. Metro 2033 Dmitry Glukhovsky
1000Kitap
Metro 2033Dmitry Glukhovsky · Gürer Yayınları · 20102,513 okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.