Sözcük Hokkabazı: Salâh Birsel
10/10
·118 syf.··
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 08:04
1919 doğumlu Salâh Birsel, edebiyat hayatına şiirle başlayıp sonradan yazdığı günlük ve deneme türlerindeki eserleriyle nam salmış sanatçılarımızdan. Onun eserlerini “Şiirleri”, “1001 Gece Denemeleri”, “Salâh Bey Tarihi” ve “Günlükleri” olmak üzere dört grupta toplamak mümkün. Tüm yazarlar için öyledir belki ama Salâh Birsel’i okuruna sevdiren yegâne özelliği dilidir. Onun taklit edilemez, öncesiz-sonrasız üslûbu Salâh Bey’i edebiyatımızın çok özel bir yerinde konumlandırır. Hareketli, yerinde duramayan, kıpır kıpır cümlelerle okurunu sürekli dikkat üstünde tutan Birsel, kendine özgü tabirleri -âdeta okura ateş açar gibi- özellikle denemelerinde üst üste kullanır. Sanatçıya has, başka hiçbir yazarda görmediğimiz bu ifadeler, yazarın konu skalasının genişliğinde kaybolup gitmemizi de engeller. Zira Birsel, çokbilmiş tavrına bürünmeden uç uca eklediği konularla okurunu harman eder. Sekiz on sayfalık bir denemesini okuyup bitirdiğinizde resimden felsefeye, sinemadan tiyatroya, tarihin kıyısında kalmış olaylardan ünlü tarihî kişiliklere kadar bir dolu bilgiyi de önünüze sermiş olduğunuzu görürsünüz. Bunu bilinçli yaptığını okurun da fark etmesini ister: “Aferinler bize ki bu konuyu nereden alıp nereye getirdik.” Ona alışık olmayanlar Birsel’i ilk kez okuduklarında konudan kopma tehlikesini yaşasalar da Birsel, okurunun yakasını bir an olsun bırakmaz. 13 ciltten oluşan 1001 Gece Denemeleri’nin bir kısmını daha önce okumuştum. En meşhuru, Kurutulmuş Felsefe Bahçesi. Geçen seneki kitap fuarından başta günlükleri olmak üzere Salâh Birsel’in yedi kitabını aldım. 2026’ya havalı bir giriş yapmak için yılın ikinci kitabını 1001 Gece Denemeleri serisinden seçtim: Hafiyeler Önde Gider. Kitap, çeşitli konularda yazılmış 11 denemeden oluşuyor. Daha filmin ilk dakikasında Salâh Bey tüm görkemiyle sahnede. “Ram Ram Ram” isimli ilk denemesinde Avrupa’da özellikle giyotin merkezli idamları anlatır. İçinde şöyle cümlelerin geçtiği denemeyi bir solukta okumamak ne mümkün: “Ne ki cinayeti babasının kendi üstüne geldiği anda değil de daha sonraki bir günde işlediği için Papa Cenapları böyle pabucu yarım işe yanaşmaz.” “Sinyora Lucrece’nin peçesi, ayrıntıları atlamayalım, siyahtır. Ayaklarında da topuksuz siyah kadife terlikler öykünün şekerini artırmaktadır.” “Beatrice ise gelip de cellatbaşının kendisine doğru yaklaştığını görünce şapaşaklaşır.” “Şimdi artık ciğerlerine bit düşmüş dört yargılı ölüm kereveti üstündedir.” “Biz bunları yazıyoruz ama bir elimizi de yüreğimize bastırarak, başımızı da soğuk su hortumuna tutarak anlatıyoruz.” “Juşing’de ne bet ne beniz kalmıştır. Çökmüş, yere yapışmış, yaşam Leyla’sı olmuştur. Rakibinin dizlerine kapanır, ayaklarının altını öper, bağışlanmasını diler. Yalvarmanın birini bırakır, öbürünü alır.” İkinci deneme, “Yandım Şeker” adını taşır. Bunun ne olduğunu merak etmeye başlarız ama birazdan Salâh Birsel’in kitaplar için bu ifadeyi kullandığını anlayınca oturduğumuz yerden gülmeye başlarız. Bu deneme büyük yazarların okudukları kitaplar üzerinedir: “Doğrusu benim merakım hangi yazar ne okumuş, hangi yazar ne okumamış üzerinedir. Günlükleri de çokluk yazarların okuma çığlıklarına rastlamak, onlarla birlikte bir dolu içmek için harmanlarım.” “Yazarlar, o canhıraş kâtipler”in neler okuduğunu anlatmaya başladığında frekans ayarlarıyla oynamamanız gerekir. Birazdan Birsel yine şovuna başlayacaktır: “Flaubert 1857 Eylül’üne, Salambo’ya başlayıncaya değin bir sürü yandım şekerle yatıp kalkmıştır.” “Guy de Maupassant’a edebiyat coşkusunu ilk duyuran yazarlar arasında da Shakespeare keratasını saymak gerekir.” “Goethe; genç yaşta Alman, Fransız yazarlarını tavaya koyup kızartmıştır.” “Tolstoy’un yandım şekerlere dört elle sarılması da üniversiteye (Kazan Üniversitesi) yazıldığı yıl başlar.” “Lafın önünü boş bırakmayalım. Tolstoy, Gogol’ün dostlarına yazdığı mektuplardan oluşan Seçmeler’i de vurgun yiyerek okumuştur.” “Diyeceğim, bir yazar, yazdıklarıyla olduğu kadar okuduklarıyla da ustalık gösterir. İstedikleri kitabın başını yere verirler, istediklerinin de sevecenlik ateşini yelpazeler ya da sakalına maşallah oturturlar.” “Bilgisayar” adlı denemesinde bilginliğiyle ünlenen Hersekli Arif Hikmet, Ferit Kam, Muallim Cevdet İnançalp’e selamlar gönderen sanatçı; “Honolulu” da meşhur Virginia Woolf’un yazı sürecine bizi götürür. Romanlarının isimlerinde kararsız kalan ve sürekli değiştiren Woolf hakkında söyledikleri okuru yine gülümsetir: “1933 Ağustos’unda da hâlâ Pargiterler üzerinde çalışıyordur. Olayları daha tutarlı, daha vayvaylı kılmak için ilk bölümleri tartak matrak getirir.” “17 Temmuz’da romanın daktiloya çekilmesi tamamlanır. Bu kez 148 bin sözcüğe, yani 740 sayfaya inmiştir. Son bölümler yine mayısın şeylerdir. Ne ki onlara yeniden makyaj yapacak güçte değildir.” “3 Ocak 1936’da Woolf’un kafası dinginliğe kavuşmuştur. Bu, Yıllar’ı son bir kez dibekte döveceği anlamına gelir.” “Günlük Yedi İklim Çalgılamasıdır”da kendisi de usta bir günlükçü olan ve “günlük kelimesini” 1949’da Türkiye’de ilk kez kullanan Salâh Birsel, meşhur yazarların günlükleri arasında bizi gezdirir. “Kanlıca’daki Yalı” adlı kısa denemesinde şiir ile musiki arasındaki ilişkiyi yoklar, musikinin yaptığını şiirden beklenemeyeceğini söyler: “Gerçi bir şiirin yüksek sesle okunmasında kimi ezgiler çıkmaktaysa da bunlar, zekâ bakımından en arka sıralarda oturan insanların da sezinleyebileceği gibi, sözcüklerden değil, şiiri okuyandan yükselen heyheylerdir. Yani bu sesler ayrı bir şey olan ‘şiir okuma işinin’ hartası purtasıdır.” “İki Şeytan Çizgisi”nde portre yazılarından söz açan sanatçı, “Bir Nar Bin Nar”daysa Belgrad Ormanı ve Bentler’in tadını çıkaran yabancı elçilik görevlilerinden bahseder: “Ertesi sabah kibar ve yılmaz yürekli bir tereyağı ile kahvaltı edip sabah saat dokuzda Büyükdere’ye doğru yola koyulurlar.” Aynı yazıda Howard Cenapları “şahane oğlu şahane bir at”a binedursun, biz onu “maytaplı bir gün”de bırakıp “Kira Arabası” adlı yazıya yol alırız. Şimdi sahne sırası tarihçilerdedir. Önce Heredot alkışlarla gelir. Birsel, onu konuyu özellikle dağıttığını, bunun için özür de dilemediğini söyledikten sonra ekler: “Çünkü kitabında ana konuyla ilgisi olmayan, kurdelası kesik olaylardan açmak kitabın çıtçıtı içindedir.” Heredot yerini Naima’ya bırakır. Onun “çorbayı karıştırması”nı da Birsel’den dinledikten sonra “biraz değişik bir lamelif” olan Şemdanizade’ye geçeriz. Yaptığı işten “pehpehlenen” Mateos’tan “okurlarının öksürüğünü kesmek için” konuyu kestirip atan Plutarkhos’a kadar kimler kimler sırayla yer alır yazıda. Sözü bir ara Ahmet Mithat Efendi’ye de getirir yazarımız: “Geldik mi Baiöğretmen Ahmet Mithat Efendi’ye? Onda, okurlarla çuvala girmek biçem (üslup) olmuştur. Nelerden açacaksa okurların ellerinden tutarak ve gözlerinin içine bakarak anlatır.” Kitap “Hafiyeler Önde Gider” adlı denemeyle devam eder. Burada Osmanlı zamanının meşhur hafiyeleri sırayla elden geçirilir. Son deneme ise “İki Şen Baloncu”dur. Hayatını kendi elleriyle sonlandırmayı seçen ünlü sanatçılar bu kez Birsel’in odağındadır. Stefan Zweig, bu yazının en namlı portresidir. Sözü niye uzatmalı? Salâh Birsel okumak, bir sözcük hokkabazının numaralarına canlı canlı şahitlik etmek demektir. Edebiyat kıymeti bilen başka bir milletin evladı olarak doğsa, bugün onu bütün dünya tanıyor olurdu. “Çünkü o hep renkli denemeler, cicili bicili yazılar yazar. Herkesler onun kitaplarını geceleri uykuları gelsin diye okursa o da aynı şeyi yapar, geceleri yatmadan önce kendi kitaplarını hatmeder.”
Edebiyat
Hafiyeler Önde GiderSalâh Birsel · Sel Yayıncılık · 201771 okunma
·
238 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.