Yazarı okuduğum ilk kitabı Tren'den tanıyorum, lakin bu kitapta cümlelerin kurgulanışı diğer kitaptaki kadar sade değil. Anlaşılması, anlatılan şeye odaklanılmasını zorlaştıran yer yer kalabalık cümlelerle döşenmiş metinler vardı. Ancak Tren'de de olduğu gibi yazar, merak unsurlarını 'gitme, kal anlatacak gizemli bir hikayem var' der gibi hikayeye gizlemiş.
Kitabın başından sonuna bir olaydan diğerine atlarken bir kopukluk vardı. Zaman zaman bu karakterin kurguya ne katkısı var, şuan neden bu olaya atlandı ki dediğim alaka kuramadığım kişi ve olaylar vardı.
'İnsan hiç bir şeyi bıraktığı yerde bulamıyor, kızarmış palamutun kokusunu bile...' kitaptan en derlenip toparlanılabilir bir şekilde bu alıntıyı anladım diyebilirim. Kitabın hakkını yemek istemiyorum baştan sona merakla okudum ancak kitabın derinliği olmayan ve hikayenin işleyişine çok da katkıda bulunmayan fazlaca karakterle yığılmış olmasına anlam veremedim. Bir paragraftan diğerine atlarken ki o kopuklukta hoşuma gitmeyen bir başka meseleydi.
Kitabı okumaya başlamadan önce incelemelerine göz atmıştım, yani okuma sürecinde başıma geleceklerden haberdardım ancak bir kitabın okunup okunmayacağına ancak o kitabı okuyarak karar verebilsin düşüncesini savunduğum için okumaktan da geri kalmadım. Kimsenin kendi bakış açılarıyla kitaplar hakkında net yargılara varmamanızı önerir ve bu kitabı okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim...
Kızarmış Palamutun KokusuEngin Geçtan