Gönderi

Livaneli- Huzursuzluk
8/10
·160 syf.··
2026 1. kitabı
Kitap hakkında birkaç şey söyleyeceğim. Birkaç senedir kitap okurken ağlamamıştım özlemişim. Kitabı alırken ne yalan söyleyeyim konusuna bakmadım ismi,yazarı ve rengi hoştu. Alırken de bunun farkındaydım sürpriz olacaktı ve içimdeki bir şeylere dokunacak niyetiyle düşünmeden tuttum aldım. Birçok inancı konu alan bir kitap özellikle ezidiliği. Bu inançla ilgili çok önceden bir videoya denk gelmiştim ilk kez duymuştum. Tabii onu unuttum gitti sonra bu kitabı rastgele okudum. Bir mazlumun bakışını, duruşunu kalbinin atarken çıkardığı o değişik sesi bile hissettim. Livaneli'nin kalemini ilk defa okudum ama son olmayacak sanırım Bu kitap bana insanlığı hatırlattı. Onca özlemi, korkuyu, cesareti, vicdanı, caniliği, merhameti... İnsan ne aslında bilmiyorum bu koca dünyada milyarların içinde iyi de kötü de var iyinin kötünün içinde de iyi ve kötü var onların içinde de iyi ve kötü... sonsuz bir matruşka Aramaktan vazgeçtim beslemeyi yeniden öğrendim buradaki irademin varlığına şükrettim. Karakterin tanrı inancı yok ama insanların unuttuğu Tanrı'nın en büyük arzusunu yapıyor "merhamet etmek adaletli olmak" öte yandan inanmış ve kaybolmuş zulüm eden insanlar neden kaybolmuşlar? Bunu şu an bilemiyorum belki de sebebi kitabın başında da bahsettiği gibi haresedir. Yani hırs ve ihtiras. Evet zulüm bana akıl karı gelmiyor ancak kaybolmuş bir ruhun işi gibi geliyor. Belki de yanlış yerlerde olan bir ruhun. Ve bu zülmün nerede nasıl olursa olsun hep kadınları bulması. Hep kadınlara çiçek derler. Artık bu kelime ayaklarının altında ezmek için kullandıkları süslü kelime maskesi gibi hissettiriyor. Çünkü öyle yapıyorlar ayaklarının altına alıp cıvgı çıkana kadar ezip yok ediyorlar. Kitabın sonunda Tanrıyı suçlamış yazar -ya da karakter- bunca acıyı duymuyor ya da önemsemiyor diye uzunca düşündüm. Bir çocuk sürekli üstüne dökse yediği yemeği ve annesi de her defasında temizlese o bebek dökmeden yemeyi öğrenebilir miydi? Nasıl öğrenirdi bilmiyorum belki göğsündeki ıslaklık bunaltır, kokuşmuş yemek artığı olan o kazağı çıkarır atar yenisini giyerdi tekrar döker bunu pekiştirir sonra kaşığı daha iyi tutmaya çalışırdı. İnsanlar da bu dünyada ders veren ve ders alan galiba. Hep en ilerisine gitti zorladı merhameti adaleti öğrenelim diye ve artık o çocuğun bağrındaki ıslaklık gibi iğrendirmeye başladı. Kitabın sonunu bu yüzden sevdim artık o elin kazağa gitmesi gerektiğini vurguluyor. Belki o zaman Tanrı bize Aferin işte bunu yapacaktınız bunu bekliyordum der şimdi huzuru bağışlıyorum der, Tüm geçmiş yaralar kapanır acısı uçuverir. Belki başka bir dünyaya oranın toprağına gömülür ve yeni filizlenen bir sürü kırılacak dalları olan ağaca dönüşür. Ta ki o ağaç büyümeden yerinden sökülünceye kadar. O zamanı bembeyaz bir mahşer alanı gibi hayal ediyorum. Sanki Tanrının eli o ağacı tutacak sökecek. Bir yaradan kabuğu soyar gibi. Gaybdan maddeyi soyacak ve biz o gayb alemine yapraklar gibi düşeceğiz. Kimse kimsenin ne olduğunu ne düşündüğünü nasıl göründüğünü neye inandığını bilmeyecek sadece Tanrı bilecek kimse bunlar yüzünden zulüm edemeyecek yargılayamayacak. Yalnızca Tanrı'nın adaleti olacak ve bu içime güven dolduruyor. Ne tuhaf Tanrı için zulüm ettiklerini söyleyenler beni Tanrı'dan daha çok korkutuyor. Çünkü saf adaletin varlığını sadece Tanrıda hissediyorum. Adaletsizliklerinde "Sebep" gösterdikleri Tanrı'da.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021117,6bin okunma
·
19 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.