Puan vermedi·152 syf.····Okunma: 21 Ocak 2026 00:13 "Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?” demiş birileri ve sevgili yazar, buna karşılık bahtiyar bir köpeğin öyküsünü yazmış. Hayfa ki artık köpekler bile bahtiyar değil!
Toplumsal sorunları tüm gerçekliğiyle ele alınca içimden bugünleri görseydi diye geçirdim. Bugünleri görseydi muhakkak nutku tutulurdu. Sırça Köşk’teki öyküler, bütün siyasî ve toplumsal ideolojilerden bağımsız, tek bir mesaj taşır: İnsan.
Beni etkileyen birçok öykü oldu; fakat hastanelerle ilgili olanlar, muhakkak içinden biri olduğum için, daha fazla etkiledi. Üzüldüm. Ama sonra düşündüm: Ne değişti? Hastaları rehin tutan hastanelerden, bebek satan hastanelere…
Bu metinler yoksulluğun, hastalığın, açlığın öyküsü değil.
Yoksulluğa mahkûm edilmenin, hastalığa ve daima acıya mahkûm edilmenin öyküsünü anlatıyor.
Vicdan muhasebesinin hiç edilmediği yaşamları, kaygan siyasî zeminleri ve insanın eliyle, aklıyla, kalbiyle işlediği saf kötülüğü.
Günün sonunda muhakkak bir ahlâk dersi veriyor; ama bunu, kendisinin de parçası olduğu bir toplumun içinden söylüyor.
Belki de bu yüzden öğütleri samimi geliyor.
Döneminin "sorunlu" yazarlarından ilan edilmiş olmasını bilerek tekrar etmek istiyorum şimdi henüz bitirmiş olarak öykülerini hiçbir ideolojiye bağdaştırmayacağım hatta yazarın dünya görüşlerini de kendi dünya görüşlerimi de düşünmeden diyeceğim ki bu öykülerde devleti yahut devletin bir kurumunu kötülemekten ziyade düpedüz kötülüğe karşı duran ve sistematikleşmiş bir kul hakkı yeme heyulasına dur demek isteyen bir ses var. Duydum, etkilendim, içerledim.