Puan vermedi·344 syf.··
2026 1. kitabı
Mülksüzler Selamm, bu kitabın seveni çok ama hiç sevmeyeni de az değil.. Ben kesinlikle seven taraftayım, bu sebeple tanışmanızı çok istediğimden bu postu atıyorum. Yıllık izinde olduğum için video yayınlayamıyorum ama video yapsam anlatır da anlatırdım, zira üzerine oldukça konuşulacak kapsamlı bir kitap.. Bu kapsamdan kastım ise aslında gelişen olaylar daha doğrusu kitabın kurgusu değil, kitabın verdiği mesajlar.. Kurguyu seven olur, sevmeyen olur, yavaş bulan olur, hızla akıp giden olur cümleler arasında orası ayrı.. tartışmaya da açık.. Fakat benim asıl ilgilendiğim bu kitap bana ne kattı, hangi konu üzerinde kafa yormamı sağladı, bazı noktalarda hakikaten ya cidden de böyle olabilir dedirtti mi ? Benim için kıymetli kitaplar bunları sağlıyor ve bana sorarsanız Mülksüzler oldukça kıymetli bir kitap.. Çok kısa konusundan bahsedeyim; çağımızdan yedibin sonrasındaki yaşamı anlatıyor kitap. Anlatılan kurguda bizim dünyamıza çok benzeyen kapitalist Urras bir de onun tam zıttı demek istemiyorum ki bence tam zıttı değil Anarres var.. Anarresliler aslında eskiden Urras’ta yaşayan bir kesim ve Odo adında bir kadın altında örgütlenip anarşizmi savunuyorlar ve yaşadıkları gezegenden ayrılıyorlar.. Urras’ın Ay’ı olan Anarres.. Bu iki halk birbirilerinden neredeyse tamamen kopuk kültürel anlamda fakat uzay araçları ile ticaret sayesinde iletişim devam ediyor.. Anarres aslında Urras’ın kolonisi diyebiliriz. Bu noktada bana sömürgeci devletler ile sömürülen devletleri (ABD, İngiltere ya da Rusya ile Afrika ülkelerinin arasında olan ilişkiyi) hatırlattı. Ne kadar doğru bilmiyorum ama Urras ismi de Amerika ve Rusya’nın kısaltmalarından devşirilmiş (USA ve USSR ) Anarres’te Anarşizmi çağrıştırıyor zaten ki yönetimi anarşizm.. Her neyse devam edecek olursak bir şekilde yaşamlarını bu şekilde sürdüren iki gezegenin yaşam dinamikleri Anarres’te yaşayan fizikçi bilim insanı Shevek’in bilimsel çalışmalarını Anarres’te yayınlayamayacağını anlaması üzerine Urras’a göçü ile değişiyor.. Kurgu bu şekilde.. Peki ben ne öğrendim bu kitaptan; öncelikle yazara bayıldım çünkü birbirlerine zıt gibi görünen iki yönetim ideolojisinden birini güzellememiş.. Her ikisini de anlatmış ve defolarını bizim görmemizi istemiş. Şunu görüyorsunuz okuduğunuzda da hiçbir ideoloji, hiçbir yönetim sistemi defosuz değil.. Her uyumda bir kaos var ve her bir ideoloji bir şekilde ölmeye mahkum.. İnsan gibi insanın yarattığı her şey de kusurlu, düşünce bile ve hiçbiri de uzun vadede sürdürülebilir değil. Hepsi değişmek ve gelişmek zorunda insanda da olduğu gibi.. Değişmeyen ya da gelişim göstermeyen her şey patlar ama her şey.. Örneğin her durum toplumun üstün yararı için olmalı, bir şeye sahip olmazsanız çalınacak bir şeyiniz olmaz, mülk edinmezseniz sorun da yaşamazsınız düsturu ile hareket eden Anarres’te birey toplumun içinde yok olup gidiyor.. Mülk edinmeme, yetecek kadarına sahip olmak ise beraberinde açlık ve sefaleti getiriyor aynı zamanda bir yönetim olmaması en azından bu ideoloji ile hareket edilmesi de sadece bir düşünceden ibaret oluyor daha ileriye gidilemiyor çünkü yönetim yok gibi görünse de her zaman gücün bir miktarını elinde tutan bir kesim olacak, oluyor da.. Ya da diğer topluluk olan Urraslılar.. Mülkiyet onlar için aşırı önemli, kapitalizm koca bir dev fakat kitapta görüyoruz ki bu da uzun süreli olmuyor.. Tarih tekerrürden ibaret oluyor ve Fransız ihtilalinin bir benzeri de burada yaşanıyor. Ezilen, sefalet çeken halk ayaklanıyor.. Sistemler patır patır patlıyor çünkü teori ile pratik her zaman yüzde yüz uyuşmaz. Bu her zaman böyledir ve böyle de olacak bana sorarsanız.. Biliyorum çoook konuştum ama devam etmek zorundayım çünkü söyleyecek azıcık daha sözüm var.. Bir diğer fark ettiğim önemli nokta ise şu oldu; kültürü oluşturan ahlaki değerler o kadar evrensel değil ki ama o kadar.. Bir toplumda kavuniçi bir battaniyeye sahip olmak müthiş eleştiri alırken diğer toplumda buna sahip olmayan küçümseniyor.. Ya da bir toplumda kadın erkek cinselliği, hem heteroseksüel hem de tek eşlilik üzerine kurulmuşken bir diğer toplumda bu tamamen bencillik olarak görülebiliyor.. Düşünsenize eşinizi birbirinizle paylaşmanız gerekiyor, cinsel ya da duygusal anlamda dahi mülk edinmeniz hoş karşılanmıyor.. Cinselik çocuk yaşta başlıyor.. (Bu açıdan kitap +18) Ya da anne baba kavramının içinin bomboş olması.. Şu an bize çok acayip hatta korkunç geliyor bu durumlar ama o kültürde ne kadar da normal ve olması gereken.. Ya da kadının toplumdaki yeri tamamen kültürel.. O yüzden ben kültürel normlardan belirli ölçüde hep nefret etmişimdir. İçine doğduğumuz toplumun doğruları çoğu zaman bana doğru gelmiyor ama insan ötekileştirilmemek için hep bazı noktalarda kendini saklar, saklamak zorunda kalır.. Kültürsüz de elbette olmaz. Burası karışık burayı ayrıca konuşuruz Anarşizmi de savunmuyorum tabi ki Velhasıl kelam benim çok haz aldığım, okurken üzerine düşündüğüm, sorguladığım bir kitap oldu. Belirli bir ideolojiyi savunmaması, her oluşumun içinde defolar barındırdığını sürekli olarak bize hissettirmesi, bir açıdan yazarın tarafsız kalması hoşuma gitti. Fizik terimlerini çok sevmedim sıkıldım basit anlatılsa dahi.. ha bir de isimler çok farklı o zorluyor onun dışında bence çok akıcı, farklı ve bu kadar sevilmesinin hakkını veriyor.. Farklı bir şey arayanlara tavsiyemdir.. Okuyanlarınız varsa başka hangi çıkarımlarda bulundu çok merak ediyorum, elbette gözümden kaçan şeyler olmuştur.
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma
·
95 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.