Bu, basit ve sıradan bir soruydu, ama ilişkimizin bclki de bütün çıkmazı bu sorunun yanıtında gizliydi. Bu sıradan sorunun yanıtı da aslında o kadar basit ve sıradandı ki, bu sıradanlık yanıtın inandırıcılığını yok ediyordu. Sevdikçe, sevdiklerinden daha çok korkan insanların, başkalarına inanılmaz, tuhaf ve yabancı gözüken davranışlarını Sevda'ya anlatmam mümkün değildi. Bunu ne anlar ne de buna inanırdı. Ona, "Seni çok sevdiğim için seninle olamazdim, sana duyduğum sevgi çok korkuttu beni," diyemezdim. O bir kadındı, sevgiden korkmaz, aksine sevdikçe daha cesur ve atak olurdu.
"Bense korkuyordum. Bir kadına daha çok sevip daha çok bağlandıkça, bir gün onu kaybedip yapayalnız, acılarla kalmakkorkusu büyüyordu ve gittikçe artan bir hızla kıskançlık uçurumundan aşağıya yuvarlanıyordum. Kıskanmanın çaresizliğinden ve içimde yarattığı aşağılanma duygusundan kurtulmak ve bana kaçınılmaz gözüken o terk edilme gününün acısını daha baştan hafifletmek için, hayatıma kattığım kadınların sayısı artıyordu. Nedenini kavrayamadığım bu terk edilme korkusu ve kendime itiraf etmekten bile utandığım hırpalayıcı kıskançlığımla, aptalca olduğunu bile bile daha çok kadınla birlikte oluyor ve sonunda korktuğuma uğrayıp bir başka erkek için terk ediliyordum. Daha da kötüsü, bu gerçeği bilmeme rağmen, her seferinde elimde olmadan hep aynı şeyi yapıyordum, bunun önüne geçemiyordum. Tedavisi olmayan bir tür hastalık gibiydi bu korku.
SavaşçıDoğan Cüceloğlu