Bu roman güçlü bir tema romanı: bekleyiş, göç, kayıp, politik kırılmalar.
Ama güçlü tema, her zaman güçlü bağ demek değil.
Livaneli burada hikâyeyi parça parça kuruyor.
Okurdan boşlukları birleştirmesini bekliyor.
Bu bilinçli bir tercih ama bedeli var:
Okurdan “duyguyu askıda tutmasını” bekliyor.
Ama benim gibi okurlar için bu askı, bir süre sonra kopmaya dönüşüyor.
Olaylar anlamlı; fakat duygusal süreklilik zaman zaman kopuyor.
Ben “anlıyorum” diyorum ama bir türlü “içindeyim” diyemiyorum.
Hissettiğim şey belirsiz değil; metnin yapısından geliyor.
Bekle Beni’de kopukluk şuradan oluyor:
Sahne geçişleri keskin. Olaylar bitmeden başka bir zamana, başka bir hayata geçiliyor.
Karakterler derinleşmeden yer değiştiriyor. Okur bağ kuracakken metin yön değiştiriyor.
Roman bir akıştan çok dosya gibi ilerliyor; parçalar anlamlı ama aralarındaki dikiş görünüyor.
Bu kitabı sevmemek, derinlikten anlamamak değil.
Tam tersine, sen bağ arıyorsun.
Bağ kurulmayan yerde ruh geri çekiliyor.
Kısaca özetlersem:)
Bazı kitaplar ağır değildir;
sadece sindirim için zamana değil, bağa ihtiyaç duyarsın.