Aslında burası benim için bir içsel arşiv ve keşif alanı gibi: paylaştıklarımla kendimi besliyor, kendi bilgi ve duygu krallığımı inşa ediyorum. Beğeni ya da onay aramak gibi bir derdim yok; öncelik, okuduğum, düşündüğüm ve hissettiğim şeylerin bendeki etkisi. Üstelik, diğer kaliteli okurların duvarlarını incelemek de ayrı bir zevk. Onların dünyalarına pencere açmak gibi: bazen kendi krallığımı genişletiyor, bazen de yeni bakış açılarıyla kendimi sorguluyor ve geliştiriyorum.
Biraz metaforik söylemek gerekirse, ben kendi “bilgelik kalemi” kuruyorum; içindeki kitaplar, alıntılar ve notlar, hem kaleyi ayakta tutan hem de sürekli büyüten taşlar gibi.
İnsanlar çoğu zaman kendilerini görünür kılmanın en hızlı yolunu seçiyor. Bir fotoğraf, bir filtre, birkaç saniyelik bir dikkat… Bunlar kolay. Birkaç dokunuşla değişen bir yüz, birkaç saniyede gelen beğeni sayısı. Ama insanın kendisi bu kadar hızlı değişmiyor.
Bugün sosyal medya, insanın kendini ifade ettiği bir alan olmaktan çok, kendini onaylatma alanına dönüşmüş durumda. Profil fotoğrafları sürekli değişiyor, filtreler yüzü değil algıyı düzenliyor. Görünen şey gerçeklikten çok “beğenilme ihtimali”ne göre şekilleniyor. Çünkü hızlı geri bildirim almak, insanı kısa süreli olarak tatmin ediyor.
Ama burada gözden kaçan bir şey var: İnsan, sadece görünmek için değil, anlamak ve anlam üretmek için de var. Dış görünüşe yapılan özen çoğu zaman iç dünyanın ihmalini örtüyor. Yüz bakımı artarken düşünce bakımı azalabiliyor. Görüntü netleşirken fikirler bulanık kalabiliyor.
Asıl mesele şurada başlıyor: İnsan kendini nasıl sunduğu ile kim olduğu arasındaki farkı kapatmak yerine, bu farkı büyütmeye başladığında. Çünkü dışarıdan gelen onay, içeride bir boşluk varsa asla yeterli olmuyor. Daha fazla beğeni, daha fazla filtre, daha fazla görünürlük… Ama içerideki eksiklik aynı kalıyor.
Oysa insanı güçlü yapan şey, sürekli görünür olması değil, görünmediği anlarda da tutarlı kalabilmesi. Sosyal medyada değilken de düşünebilmesi, üretmesi, gelişebilmesi. Bir yüzün kaç kez değiştiği değil, bir zihnin ne kadar derinleştiği asıl belirleyici şey.
Belki de sorulması gereken soru şu:
“Nasıl görünüyorum?” değil, “Nasıl düşünüyorum?”
Çünkü sonunda ekran kapanır.
Beğeniler susar.
Filtreler düşer.
Ve geriye sadece şu kalır:
Kendinle baş başa kaldığında, gerçekte kim olduğun.
Zaman geçiyordu ve yavaşlamasını istiyordum. Zamanın acımasız gerçeği bu. Siz yavaşlasanız da yavaşlamasanız da akmaya devam edecek. Sevdiğiniz insanlarla geçirdiğiniz zaman eriyen bir buz küpü gibidir.
Sayfa 33 - İndigo Kitap Temmuz 2025 3. Baskı·Kitabı okuyor
Neden tereddüt ediyorsunuz? Ertelemenize, yorulmanıza ya da her kararı aşırı düşünmenize ne sebep oluyor? Tüm o şüphelerin altında ne yatıyor? İhtiyacınız olanı yapmanızı veya hayatınızı istediğiniz gibi yaşamanızı ne engelliyor? Neyden korkuyorsunuz?
Sayfa 24 - İndigo Kitap Temmuz 2025 3. Baskı·Kitabı okuyor