·687 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Ocak 2026 17:56 Dostoyevski’nin Suç ve Ceza adlı romanı, insanın vicdanı, ahlakı ve suç kavramı üzerine derin derin düşünmesini sağlar. Yazar, bireyin kendini toplumun ve ahlak kurallarının üstünde görmesinin doğuracağı sonuçları, Raskolnikov karakteri ile gözler önüne serer. Raskolnikov daha romanın ilk sayfalarında cinayeti işler. Yazar da bunu okuyucudan gizlemez daha ilk sayfalarda okuyucuya bu bilgiyi verir, çünkü yazarın dikkatimizi vermemizi istediği kısım, cinayet kısmı değil de karakterin neden bu cinayeti işlemek istediği ve işledikten sonraki hesaplaşmalarını görmemizi istemesindendir. Raskolnikov makalesinde “olağanüstü insanlar”la kafayı bozmuştur. Ona göre bu insanlar; kendi kurallarını kendi koyan, ideale, daha iyiye ulaşmayı amaçlayan ve bu uğurda yapılan her yolu mübah bulan insanlardır. O, kendini üstinsan yani olağanüstü bir insan olarak görür ve cinayeti işlemeyi kendine hak sayar. Fakat, cinayeti işledikten sonra aslında kendisinin de sıradan bir insan olduğunu görür. Bence Raskolnikov’un da cinayetten sonra bunalımlara girmesinin asıl sebebi budur. Yani aslında öldürdüğü insan için pişmanlık duymaz, onun çektiği ızdıraplar ve ardından gelen hastalıklar aslında sıradan bir insan olduğunu anlamasıyla başlar.
Beni romanda en etkileyen başka bir kısım ise aslında sevginin bir insanı nasıl hayata bağlayacağı konusudur. Raskolnikov, inançsız bir insandır. Annesini ve kız kardeşini çok sevmesine rağmen onu hayata bağlayan başka sevdiği bir kadındır. Sonya’yı görür görmez ona âşık olur, bağlanır. İlk olarak işlediği cinayeti ona anlatır. En sonunda teslim olur ve Sonya’nın da hep onunla geleceğini onu sevdiğini bilir ve bu da onu ayakta tutar. Teslim olduktan sonra Sonya’da onunla gider. Hapishanedeyken çok sevdiği hâlde Sonya’ya kötü davransa da bir gün Sonya’nın hasta olduğunu ve ziyaretine gelemediğini öğrenir, yıkılır. Daha sonra Sonya’nın kıymetini anlar. Ve sevdiği kadın uğruna hayata tutunmaya başlar. Sevginin ve zamanın kıymetini keşfeder.