·125 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ocak 2026 16:06 Kitabın incelemesine geçmeden önce kendi düşüncelerimi ifade etmek isterim. Kolayca okunabilen, içerisinde diğer eserlerinde olduğu gibi toplumu saran asırlık konulara şahit oluyoruz. Gariptir ki bu olaylar 3 asır önceki olaylar. Nasıl hala aynı olabilir? Hiç mi değişmiyor bir şeyler? diye sormadan edemiyorum doğrusu. Sanırım insanın yaşamında yer edinen bazı özellikler dünya yok olana kadar devam edecek. Yine keyifle okunacak bir eser. Keyifle okunacak bir eser. Okurken hem gülmek hem de düşünmek isteyenler için uygun olduğu gibi ağır eserlerin ardından dinlenmek amacıyla da araya eklenebilir.
Eserimize gelelim. Argan karakteri hastalık hastası olarak yer alan kişi. Argan yine bizim çevremizde gördüğümüz tiplemelerden biri. Bu kişi biz bile olabiliriz. Bir hastalık için doktor çağıran, çıkan hastalıkla kafayı bozan ve o hastalıktan çeşitli hastalıklar türeterek zihninde olmayacak hastalıkları çıkaran birisi. Bu yüzden de doktora başvurmadan edemeyen birisidir. Tabi burada yalnızca hastayı değil, hastalık hastası eden kişilere de yer vermek gerekir. Yazarın amacı da zaten dönemin tıbbını eleştirmektir. Dönemin tıbbında hekimler teoride her şeyi bilir gibi görünür ama pratikte sınırlandırılmış birkaç yöntem dışında hiçbir şey yapamadıkları görülür. İşte bu tiplemeler de kazanç elde etmek için Argan gibi kişileri seçerler ve kandırırlar.
Aklıma mahalle mahalle gezen bitkisel ilaç satan tipler geldi. Küçükken mahalleye geldiklerinde anlatılardı. Bizimkiler ise kendilerinde o hastalığın olma ihtimaline inanır, ilaçları alırlardı. Bununla iyileşeceğine inanan tipler vardı. Çoğunlukla da bu kişiler yaşlılar olurdu. Ölümden kaçan insanoğlu kendini hayatta tutmak için yalanlara inanmaya her daim hazırlıyordu. Ama bakarlardı ki hiçbir işe yaramaz.
Bu şu anda da medya aracılığı ile gerçekleşmektedir. Günümüzde de medya ticaretinin kurbanı olduk. Umut fakirin ekmeğidir ya hepimiz o ekmek için her türlü yolu denemekten vazgeçmeyiz. Kendimizde küçücük bir ağrıdan, belirtiden şüphe duysak Goggle girer yazarız, bakarız ki kanser çıkarız. Buna da inanırız, kendi aklımızı daha çok hasta ederiz. Hastalık hastası olmak yoluna girmişizdir de haberimiz yoktur. Videolarda da görürüz. İşte şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın diye. Mutfağında ölümsüzlüğü bulan doktor amcaya güvenip hayal kırıklığına uğrayan hastalara da selam olsun. Test yaptırmadan ek takviyeleri tanımadan alan, bununla değerlerinin düzenleneceğine inanan tiplemeler de en güzel örneklerdir diye düşünüyorum.
Tıbba olan eleştirisini kitapta Argan'ın erkek kardeşi Beralde ile arasındaki diyalogdan şahit oluruz (bakmak isteyen için 88-96 arası okunabilir). Moliere'in tıbba eleştirisinden ötürü 17 Şubat 1673'te ölmek üzere iken hiçbir hekim yardım etmeyi kabul etmemiştir. Tıp alanındaki kişilerin insanları kandırmaktan, onları hasta etmekten başka bir işe yaramadıklarını iddia etmiştir. Hiçbir şey bilmediklerini, sözde her şeyi biliyor gibi hareket ettiklerini eleştirmiştir.
Tıp ile ilgili eleştiri deyince ülkemizdeki doktorları düşünmeden edemiyorum. Umut tacirliği yapma konusunda kamudakiler çok fazla olmasa da klinik açan, bunu ticaret haline getiren kişiler vardır. Bizim alanda otizmi iyileştirmek için ilaç kullanan doktorum diye geçinen kişiler de bunun en bariz örnekleridir diye düşünüyorum (Otizm ilaç ile tedavi edilebilecek bir yetersizlik değilken insanların zaaflarının ticaret haline getirilmesi ne acı!).
Tıp alanındaki eğitimleri de eleştirmek gerekir diye düşünüyorum. Temelde hep sistem sıkıntılı diye düşünüyorum. Oda arkadaşım 350 kişilik bir sınıfta okuyordu. Eğitimi nitelikli almak bu kadar kişi içinde ne kadar gerçekleşir düşünmek gerekir. Biz basitleştirdikçe eğitimi alan doktorlar da bunu yapacaktır. Özellerde hasta tanısı koymak (para almak için) bin türlü tahliller yapılırken kamuda ise bir an önce kurtulmak için rastgele ilgilenen doktorlarla karşı karşıya kalırız.
Elbette sadece tıbba yönelik eleştirilerin dışına da bakmak lazım. Babası (Argan) sırf kendi sağlığını düşündüğü için kızını dönemin iyi hekim adayı diye geçinen geri kafalı bir hekimle evlendirmek ister. Kızın ise başka sevdiği vardır. Sırf birilerinin çıkarı uğruna evlenmek. Bu da nedense hiç yabancı gelmiyor insana. Burada kendi çıkarı uğru için çocuğunu harcayan tiplemelere de şahit oluruz. Çocuğunun kimle evleneceğine, ne okuyacağına karar veren kişiler.
Kitapta kızın evlendirileceği kişi toplumda aydınım diye geçinen biridir ve Moliere onu da çok güzel eleştirmiş, şu satırlarla ifade edelim: Eskileri okuyoruz hanımefendi. Onlar geleneklerine göre evlenecekleri kızları baba evinden zorla kaçırırlarmış. Hani kızlar kendi istekleriyle onun bunun kollarına atılıyor gibi görünmesin diye. Buna karşılık kızımız şu harika yanıtı verir sözde aydınımıza: O günler eskide kaldı beyefendi. Biz bugünü yaşıyoruz. Bu çağda yapmacıklığa gerek yok artık. Eğer bir evliliği istiyorsak kendimize evet demeyi biliriz. Kimsenin bizi zorlamasına gerek yok. Biraz sabredin. Beni seviyorsanız isteklerime de boyun eğmeniz gerekir beyefendi. Kadının konumuna bakmak için aydın ya da ayaktakımı olmaya gerek yok sanırım. Zihniyet meselesi.
Baba baskısından kurtulmak için evlenenler, kendi çıkarı ve mirastan faydalanma arzusu ile evlenen evliliğin sahte yolcularında eleştiri de bulunmuş. İlki yani baba baskısından kurtulmak için evlenme de onlarca asrın sorunlarından biri sanırım. Hala da devam ediyor. Acıdır bu duruma düşen kişilerin bu kadar yoğun olması. evliliği kaçış olarak görmesi. Ailenin önemi yine yadsınamaz. Bu tiplemeleri suçlamayı doğru bulmuyorum. Ama ikinci kısımdaki miras hakkı için evlenen kişilere karşı çok da ılımlı yaklaşmak mümkün değil diye düşünüyorum. Evlilik oysa iki bedenin, ruhun çıktığı tek kişilik, bütünlük bir yolculuk. Anlamını birilerinden kaçmak ya da çıkar için kullanılan bir yol olması çok üzücü. Toplumda bu kurumda yine insanın kendine aracı ettiği bir yer maalesef. Evlilikle ilgili can hocam Doğan hocamın şu sözü aklıma geldi: "Dünyanın en mutlu insanı kimdir diye sorsalar: eş seçimini doğru yapanlar derdim (Var mısın, İnsan insana kitaplarında geçmektedir)."
İçinde dikkatimi çeken noktalardan biri de hizmetli-ev sahibi arasında geçen diyaloglardı. Hizmetli ev sahibine istediği gibi tepkiler veriyor, ev sahibi de hunharca hakaret edebiliyordu. Normalde ev sahibi istediği tepkiyi verir, hizmetli boyun eğer. Burada buna karşı gelmesi önemli noktalardan biriydi.
Kitabın farklı noktalarda eleştirilere yer vermesi beni mutlu etti. Hasta bir babanın hasta ettiği çocukları. Hasta toplumun hasta ettiği evlatları. Evliliğin araçsallaştırılması vb. konulara yer vermiş.
İçinden bazı alıntılara yer vermek isterim:
-"Evlilik öyle bir bağ ki hiçbir kalp buna zorlanmamalı (syf, 69)."
-"İtaatin de sınırları vardır hanımefendi. Akıl ve kanunlar her şeyi kapsamaz (syf, 71)."
Kitapla, doğrularla, ihtimal seçimlerle, insanlıkla kalın!