İnsan ne istediğini isteyemez, derler.
10/10
·112 syf.··
2026 11. kitabı
Ne aradığımı bilmiyordum evet ama şaşırtıcı olan buna rağmen başından beri olanı idrak etmek istemeyişimin gün yüzüne çıkmasını dilemem ki kitap bu noktada fazlasıyla nefes harcadı, harcadı diyorum, kesinlikle yaşatmanın olanaksızlığını göze sererek! Öyle bir serişti ki bu, sanki teker teker -ama topluca da bir yandan- hakim olan atmosfer ince sıkı demeyecek şekilde beklenmeyecek bir doğruganlıkla - ki bu ne empresyonist ne de natüralist gibi - diziyor, aslında dizmek de denemez, rastgele seçilmeyecek kadar gidişatlı, hırpalanmış bir derlilik ancak düzenli olmayacak kadar da bilinçsel yüzeyde havada kalıyor. Okudum kitabı çünkü... Çünkü... İşte tam da bana bunu anlattı kitap! Çünkü gibi yapısalcı görünen hayat (?) raflarından zevksiz senfonileri aktararak. Bir yerde şöyle yazıyor; "Sanki her an, gösterdiğin en ufak gevşekliğin seni hemen çok ötelere sürüklemesini bekliyormuş gibisin. Sanki her an, kendine şöyle demek ihtiyacını duyuyormuş gibisin: Bu böyle, çünkü ben böyle istedim; ben böyle istedim yoksa ölürüm." Yeterli gayet. Ölüm de esasında yaşamak diyor! Önceki sayfalarda ölmekte kurtarmaz diyor, mesela. Kitabın anlatım biçimi sıradışı geldi bana, evet, çünkü daha önce bu yazınsal dilde karşıma bir kitap çıkarmadığımdan ya da hatırlamayacak kadar o ân ilgimi çekmediklerinden. Şimdi daha fazlasına ihtiyacım var ama niye? Kitap zaman öldürmemiz lazım , dolaylı yoldan, demez buna. youtu.be/-SfBSEN9oyw?si=... , tesadüfen okurken kulağıma giren şarkının uyumu, peki? 25 yaşındaki genç tükenmişliğin safhasında sürükleniyor gibi görünüyor ama hiçte öyle değil! Tükenmek için doldurman gerekmez mi kadehi? Boş bardak bir gün taşar, hesabı buradaki. Her adsız bölümün bir tekrarı var gibime geliyor. Sanki hep bilmemekten bahsediyor sanki epistemik kaygının boşvuramazlığına boyun eğip de uyu bari diyor. Bir bölümde başlangıç olarak komşudan söz ediliyor: "BAZEN, gecelerce, dar sedirin üzerine uzanıp çatı penceresinden sızan soluk ve dağınık ışıktan ve bu ışığı adeta düzenli aralıklarla canlandıran sigara ateşinin kızıl yansımalarından başka ışık olmadan, komşunun gidip gelişini dinliyorsun. Odalarınızı ayıran bölme öyle ince ki soluk alışını işitiyorsun neredeyse, terliklerini sürüyerek yürüdüğünü de işitiyorsun. Onun yürüyüşünü, yüzünü, ellerini, ne yaptığını, yaşını, düşüncelerini hayal etmeye çalışıyorsun sık sık. Onun hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, onu hiç görmedin bile, olsa olsa bir gün onunla merdivende karşılaşmışsınızdır belki, geçebilsin diye duvara yapışmışsındır, ama bilmeden, o olduğunu kesin olarak söyleyemeden. Onu görmeye de çalışmıyorsun zaten, kattaki lavabonun musluğundan çaydanlığını doldurmak için sahanlığa çıktığını duyduğunda kapını aralamıyorsun, onu dinlemeyi, ona kendi istediğin biçimi vermeyi tercih ediyorsun." Sonra yavaş yavaş sen o ve o da sen olabiliyorsun demeye getiriyor, tabi yine hiç ikiniz aynısınız yazmadan. Sahi, hâl böyleyken varsın o varsın ben, ne fark eder? Fark etmeyen, yaşamak. Nasıl olduğunun pek bir önemi yok, ikisi, ikimiz ve herkes yaşıyor işte, anlıyor musunuz? Yaşıyor. İdrak edin, yaşıyor. Yaşamaktan söz ediyorum, uyuyarak ya da uyanarak hatta tekrar uyuyup uyanarak ve de kendi soytarılığında ikisi arasında şapka takarak. O zaman niye her olay ya da durumda kayıtsızlığı öteye çevirerek haddi hesabı sorulamayacak fetvalara girişiliyor? Gereği herkesin bir şekilde nasıl yaşadığını çizmelerine rağmen neden hâlâ boyalarla da uğraşmak istiyorlar? Neden hiç bir şey yetemeyecek kadar boşken alanları hâlâ dahasını istiyorlar? Canınızı da istemiyorlar ki ya da ruhunuzu. Bence istekleri tatmin ve dolaylı olarak kullanmak. Sosyolojik bakımdan İnsanlığımı Yitirirken'le karşılaştırmaya başlıyorum ama hayır, bu tamamen farklı ama evet bir yandan da fazlasıyla ortak. "Çatlak aynanda hangi sırları, yüzünde hangi hakikati arıyorsun?" Aynadaki soytarını mı özledin yoksa gerçeğini mi? Biliyorsun işte, onlarsız ayrı gayri yapamazsın. "ÖLMEDİN; daha aklı başında biri de olmadın. Gözlerini kavurucu güneşe çevirmedin." Gölgelerden korktuğundan da değil, sadece gereksiz buldun, değil mi? Yayıncının notu: "Bu romanın otobiyografik olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Kısa bir hatırlatma yapacak olursak, Georges Perec 1936 yılında Fransa’ya göçmüş Polonya Yahudisi bir ailenin oğlu olarak Paris’te doğmuştur. Babası Icek Judko Perec II. Dünya Savaşı’nın hemen başında cephede, annesi Cyrla Perec ise tahminen 1943 başlarında Auschwitz toplama kampında ölmüştür. Ayrıca üç aile büyüğünü de toplama kamplarında kaybetmiştir. Perec adlandırılamayan bu dönemi çocukken, “uyanık uyurgezer, gören kör” olarak yaşamıştır. Belki de romanda anlattığı gibi kişiliğini oluşturan acı, kaynağının dile getirilmesine izin vermeyen türdendi. Uyuyan Adam‘da bu geçmişin hiç sözü edilmez. Ama bir yandan belleğin reddedilmesi (“belleksiz, korkusuz olmak”), öte yandan aynı bellekle yaşam dışı bir yerde, düşlerde çakışma isteği; şehri bir getto gibi yaşayıp kendini gezgin bir Yahudi’ye çevirmek;insanların hep uzağında olup onların içine hiç karışmamak romanın temel örgüsünü oluşturur. Romanda sıradan adlar arasında sayılıveren. Gestapo’nun işkence yuvasının yer aldığı Pompe sokağı, Gestapo merkezinin bulunduğu Saussaies sokağı, Nazi işbirlikçilerinin elindeki İçişleri Bakanlığının bulunduğu Beauvau Meydanı; sarı yıldız takarak teşhir edilen Yahudileri çağrıştıran ve toplum dışıları betimlemekte kullanılan “görünmez yıldız taşıyıcıları” sözleri; “tarihin üzerinde artık etki yapmadığı kişi” olmak; “yıldıza dönüşüp üzerine atlayan panter başı” gibi görüntü ve sözcükler, bize romanın bir de yazarın kişisel tarihi açısından okunabileceği izlenimini verdi. Nitekim 1974’te romandan kalkarak Bernard Queysanne’la birlikte çektiği filmin baş oyuncusu için Perec’in söyledikleri de bu konuda bir ipucu vermektedir: “Jacques Spiesser, üst dudağında tıpkı benimkine benzer bir yara taşıyordu: Bu basit bir tesadüften başka bir şey değildi, ama benim için belirleyici oldu.” Bununla birlikte okurun romana bakışını koşullandırmamak için bu notu kitabın sonuna koymayı yeğledik."____________
1000Kitap
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma
·
53 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.