Gönderi

GİTSEN İYİ OLUR.
Puan vermedi·136 syf.··
2026 2. kitabı
Bir kulübe, bir köpek, bir kadın ve taşra... Bir penguen? Ama Neden? Soralım mı? Herkesin savaş başlatmak için bir nedeni vardır ama biz kendimize özgü bir sessizlik seçtik. Ölümüne varmak için tek başına yürüyen o penguen gibi... Değerli şeyler aramayı bırakmalıyız artık. Kalabalıkların değerli bulduğu koca koca yalanlar. Güçlü değil eskisi gibi. Etkisi. Sara Mesa, İspanyol yazar, şair. Herkesin seveceği türden bir dili yok. Bir kitapta olamayacak kadar gerçek satırlar. O kadar günümüz ki. O kadar yakın ve yaşanmışlık dolu ki bu sayfalar. Özellikle kendi halinde demlenen sakin kadınların bu modern dediğimiz çağda maruz kaldığı sessiz ve saklı toplum baskısı ile ilgili. Tuzaklara karşı savunmasız, kullanılmaya elverişli, toplumla uyumlanmak istemeyen... Taşra dediğin nedir ki; hiçliğin ortasında bir avuç ev. Gökyüzü kadar duyarsızlık sonra. Nat, orada neler mi yaşadı, okursanız öğrenirsiniz: Nat'ın cesareti neden kırıldı, neden her şey bu kadar düşmanca, bu kadar karmaşık? Görmezden gelinen ve duyguları hiçe sayılan her kadına hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmesi gerektiğini hatırlatan bir kitap. Hayatta kabullenmemiz gereken en sağlam gerçek: Hiç kimsenin sizin nelerle baş etmek zorunda kaldığınızı umursamıyor olduğu gerçeği. Çünkü hiç kimsenin umrunda değilsiniz. Hiç kimsenin hem de! Sizi kandırmak için kullandıkları numarayla başka birini de kandırmak suretiyle yaşayan bu insanlar sizi umursamazlar, umursuyormuş gibi davranırlar. Hepsi mevcudu koruma peşindedir. Olağan ve durumsal olarak sizi kurban ederler. Sonrası duygusal kalıntılar. Neden? Bir penguen gibi başını alıp gitmeden önce, bir kitap size yardım edebilir mi, denemeden bilemezsiniz. Ama eğer edebilirse o kitap kesinlikle bu kitap olabilir. Çünkü bu kitap... Zamanın ceza olduğu bir yalnızlık evreninde çocukluk, gençlik, orta yaş ve yaşlılık halinizi aynı zaman dilimindeki rolleriyle görmenizi sağlayabilir. Zamanda bir ileri iki geri seyir halinde. İçinde yığılan düşünceler, birbirine dolanan. Bazen insan bir şeyi neden yaptığını bilmiyor. Sanki bir film izliyor gibi. Kendine dışarıdan bakmayı sevenler için birebir. Toplumda bir çatlak oluşturan tiplerdir onlar, bir bakıma toplumun kendisi kadar anormal ve kusurludurlar. Sürekli cevap ararlar. Hayatta doğru cevapların bir işe yaramadığını öğrendikten sonra bile soru sormayı bırakmazlar. Uğraşmayı bırakırlar. Zaten ben de er ya da geç seninle uğraşmayı bırakacaktım. Çünkü: Bir kez adım atıldığında artık masummuş gibi davranmak olanaksız. Kalabalığın tersine yol alan o penguen gitmeyi kendisi mi seçti? Çok sert bir dil. Düz, dümdüz... Bir ovanın ortasından geçen toprak bir yolda düşük viteste yolculuk gibi. Cam yarıya kadar açık, rüzgar saçlarını geriye doğru yapıştırırken burnunu da havadaki bitki kokularıyla dolduruyor. Arka koltuktasın. Çünkü öne oturma iznin yok. Ara sıra dikiz aynasından sana bakan adam ön koltuğa oturmandan hoşlanmıyor. Size sadece dikiz aynasından bakan biriyle aynı yatağa girmek nasıl bir duygu; Adamın bunu anlaması mümkün değil... Sanki dünyaya yetişemeyecek kadar arkada kalmış gibi. Arka koltukta oturarak bir fotoğraftaki renklerin soluşunu izlerken sana vermediği şeylerin etrafta uçuşan tozla birlikte gözüne batması... Her şey başından beri gözüne batmıştı aslında. Buraya ait olmadığını, hiçbir zaman olmadığını tekrarladın kendi kendine. Yapamadın ama. Gidemedin. Arka koltukta oturmaya devam ettin. Öyleyse Zaman cezadır. Gidebilmeliydin... Hayatının son sahnesini görmek mümkün olsaydı mesela, Nasıl öleceğini izleyebilseydin, gidebilir miydin? Bu hisse kapılmak bile acı verici. Boş ver. "Sanki sonsuz bir merdiveni tırmanırken kırık bir basamaktan düşmüş ve diğer insanlar seni fark etmeden yukarı doğru devam ediyormuş gibi." Keşke bu cümle bana ait olsaydı ama değil, sayfa 133'ten bir cümle. Zamanı geri almak mümkün değil. Geçmişi geçmişte bırakmak gerek. Hedefe nişan alarak değil, dikkatsizce, savrularak ve yoldan saparak, neredeyse tesadüfen ulaşıldığını anlıyorsunuz Nat ile birlikte. Yaşadığımız her şey bizi o ana götürüyor. Hiç bir yere götürmüyor gibi görünen şeyler bile. Büyük ve küçük, hepsi bir arada, aynı zihinsel düzlemde... İleri sar... Çocuklara özgü geçmişi olmayan kayıtsız bakışlarla bak bir de. O gözlerin işaret ettiği bir önce ve sonra, zamanın içinde bir kırılma. 'Beklentilerinizden daha fazlasıyım ben,' diyen bir bakış. Sabit. Artık etrafta sabırsızca gezinmeyen, tek noktaya çakılı sabit bir bakış. Geriye bakma... Her şeyin kendiliğinden olanı güzel.. Evren bize hiç olmadığı kadar yakın. Bilinmez değil artık sadece ulaşılmaz. Birbirinin etrafında dolanan gök taşları gibi yaşıyoruz. 777'ler, manifestler, astroloji. Hele fizik! Fizik bir harika dostum : 3 Cisim Problemi ne diyormuş bakalım, gelin: Üç cisim problemi, fizik ve matematiğin en zorlu sorularından biridir. Kütleçekimi altında hareket eden iki cismi anlamak nispeten kolaydır: Bir yıldız ve etrafında dönen tek bir gezegenin hareketi, kesin denklemlerle hesaplanabilir. Ancak sisteme üçüncü bir cisim eklendiği anda işler dramatik biçimde karmaşıklaşır. (Size söylemiştim di mi:) Isaac Newton, 1660'lı yıllarda Dünya-Ay sistemi için iki cisim problemini çözmüştü. Bu sayede Ay'in yörüngesini bugün olağanüstü bir hassasiyetle öngörebiliyoruz. Fakat aynı başarı, üç cisim için mümkün değildir. Matematikçiler yüzyıllardır bu problem üzerinde çalışsa da, üç cismin hareketini her koşulda tanımlayan genel bir formül yoktur. Yalnızca bazı özel ve istisnai durumlar çözülebilmiştir. -Peki Ne Olur? (Kaotik Davranış ) Üç cisimli bir sistem genellikle kaotik davranır. Başlangıçta cisimler birbirine yakınken , her biri diğer ikisini güçlü biçimde etkiler. Küçük bir konum ya da hız farkı bile zamanla büyük yörünge değişimlerine yol açar. ilk aşamada üç cisim karmaşık bir "yerçekimi dansı" yapar. Ardından cisimlerden biri büyük hız kazanarak sistemden geçici ya da kalıcı olarak fırlar. Kalan iki cisim, bir süre eliptik bir yörüngede hareket eder. Bazı durumlarda üçüncü cisim geri döner ve kaos yeniden başlar; bazen de sistem, bir cismin tamamen uzaklaşmasıyla sona erer. -Üç Cisim Problemi Neden Bu Kadar Zor? Sorunun özü şudur: Amaç, herhangi bir anda üç cismin konumunu ve momentumunu veren tek bir genel denklem yazabilmektir. Ancak: Her cismin hareketi, diğer ikisinin anlık konumuna bağlıdır. Sistem sürekli değişen bir kütle merkezine sahiptir. Başlangıç koşullarındaki en ufak belirsizlik, zamanla devasa farklara dönüşür. Bu yüzden problem "zor" olduğu için değil; doğası gereği öngörülemez olduğu için çözümsüzdür. Üç ve daha fazla cisim söz konusu olduğunda , hareketler matematiğin içine gömülü bir kaos üretir. Kuantum, Schrödinger ve kedisi,... vs. Şimdi bu kaosa kendi hayatınızın penceresinden bakın. Yani konunun cisimlerle pek alakası yokmuş gibi. İnsanlara dair bir teorem olarak yeniden oku üstteki paragrafları. Hayatta da problemler zor olduğu için değil öngörülemez sonuçlar yüzünden kaotik hale gelmiyor mu? Araya üçüncü cisimler girince kopmuyor mu film? Ama aşk iki kişiliktir. Burada bir belirsizlik yok. Belirsizlik üçüncü şahıslardan sonra başlıyor. Üç ve daha fazla cisim söz konusu olduğunda hareketler hayatın içine gömülü bir kaos üretir. Karmaşık mı, hiç de değil. Bence fizikle alakası olmayanlar bile anladı. Uzaklaşan kovalanmaz. İyi şeyleri beklerken, kötü şeylere de hazır olalım. Gün gelir söz biter sükût olur. Biz de kendimize özgü bir sessizlik seçtik. Çünkü hayat, günler geçtikçe sessizce biter... Dünya ayağımıza takılır ve biz içimize düşeriz. Kitap böyle işte. Bir ova kadar düz. Düz bir ovanın ortasından geçen toprak yolda, düşük vites giden bir aracın arka koltuğunda yolculuk etmekten sıkılmayacaksan okunur. Şoför mü, biri işte... Seni sevmeyen biri. Seni sadece kullanan biri. Nat, yolun sonuna gelmeden o arabadan inmeyi başardı. Onu fark etmeyen birini sevmeyi bıraktı. Güçlü mü, hayır. Olması gerektiği gibi. Yaşayabildi mi, evet. 134 sayfa boyunca yaşadı. Kitabın adı "BİR AŞK". Ancak bu kitap bir aşk kitabı değil. Hayatın sadece kitaplardan öğrenilmeyeceğini yine kitaplardan öğrendim. Kelimelerin hiçbir şey ifade etmediğini de senden. Peki, ya penguen? O öldü. Ama neden? Bir Aşk Sara Mesa
1000Kitap
Bir AşkSara Mesa · Sel Yayıncılık · 2025258 okunma
··
1 +1'leme
·
551 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
'Ben kimim' sorusunu sırtımızdan alacak insanların yol arkadaşlığı cazip gelir ama Lacan'ın dediği gibi "Kişideki eksik, ötekinde saklı değildir. Aşkın bütün sorunu budur." Prelüd - Bir Şairin Zihinsel Gelişimi' nde zaman lekeleri diye bir kavram vardır, şöyle bir pasaj geçer; #139569574 Zaman lekeleri... Bu kavram, Wordsworth 'un icad ettiği bir kavram değildir. Hani bir şiir vardır Didem Madak'ın; "Keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım." Biz farkına varmasak da "Zaman Lekeleri" bunu yapar, mendilleri yeterince nakışlı mıdır bilinmez ama tertemizdir, ütülenmiş kolalanmıştır. Çünkü aklı geçmişte yaşanan bir anın çağrışımıyla biçimlendirir ve ona nefes aldırır... Hattâ iyileştirir... Zaman her şeyin ilacıdır dedikleri boş değil demek ki :) Meselâ üzüntün ve öfken öylesine büyük ki, bir adım sonrası depresyon, aklın günlük işlere yetmesine imkan yok, zaman çıkınına attığı bir çağrışımla, seni andan ve içinde bulunduğun duygusal yoğunluktan uzaklaştırıyor. Unutamadığımız bir koku, tek bir an, tek bir bakış... Hattâ uzun bir şiir bu ve devamında özetle şair başından geçen bir olayı anlatıyor... Bir gün atıyla gezintiye çıkıyor ve yol arkadaşı huysuzlanıp üzerinden atıyor Wordsworth'u. Biraz ilerlediğinde o civardaki köylülerin bir katil için yaptıkları ve lanetli olduğuna inandıkları bir mezarla karşılaşıyor ve çok korkuyor. Sonra tam çaresizliğin zirvesindeyken, bir testiyle tepeden geçen bir hanım görüyor ve yürüyüşünü unutamadığı gençlik aşkına benzetiyor. Bir anda her şeyi unutup, hayallere dalıyor ve keyifle yürüyor bir süre, sonra da atı gelip ona yetişiyor... :) İncelemelerin de bende bu etkiyi bırakıyor Özlem. Yorgunluğumu alıyor🎗🎈 Tanılarımızla ve semptomlarımızla, tek tipleşmiş insanlara dönüştüğümüz bir zamanda bunun ne kadar değerli olduğunu bilemezsin. Gönlüne sağlık, vaktine bereket. 🌹🌿
Özlem
Gönderi Sahibi
Yaw sen ne kadar tatlısın. Zaman lekeleri ne kadar güzel, hayran oldum bu tabire. Biizm lekelerimiz kitaplar. Attan düşsek de canımız yansa da bir kitap görünce unutuyoruz dünyanın yalan acılarını. İçine düşüyoruz ve izin veriyoruz bizi alıp götürmesine. Kimseye söylenmeden, şikayet etmeden, yanlarından geçip gidebiliyoruz, izlemese de kimse bizi. Ama sen okuyunca ayrı bir mutlu oluyorum. Platformun gidişatı malum. Tik tok olma yolunda hızla ilerliyor :) arşiv gibi de kullansam yine de sana bir ilişmeden geçemiyorum :) hakkını helal et. Güzel yüreğinden öpüyorum. Sabrın ve güzel cümlelerin için de ayrıca minnettarım. Seni tanımış olmak mendile sarılıp saklanacak kadar değerli. Sevgilerimle💟