Bu oldukça uzun ve bir o kadar da hastalıklı bir ilişkinin hikâyesidir. Öncelikle birkaç kamu spotu girmek istiyorum çünkü hiçbir akıllının böylesine bir kitabı örnek aldığını duymaya dayanamam, ülkede manyak çok zaten .
İlk uyarı erkeklere gelsin. Bakın, bu konuda ciddiyim; sonra yediğiniz halt ortaya çıktığında ve karşı taraftan misilleme aldığınızda ağlıyorsunuz: Hiçbir koşulda sevgililerinizi ya da eşlerinizi aldatmayın. Verdiğiniz sözlerin arkasında durun ve bir taraflarınıza sahip çıkın. Bedeninizin alt takımlarıyla değil, aklınızla hareket edin. Bir kadını kızdırmak hayatınızdaki en büyük yanlış olabilir.
Bu da kadın kesmine kamu spotumdur: İhanet, yaşayabileceğiniz en kötü şeylerden biri, bunu biliyorum. Öyle bir durum yaşadığınızda öfkeli olmakta sonuna kadar haklısınız, hatta ufak bir intikam almanızda bile sorun yok. Ama ne demişler: “Azı karar, çoğu zarar.” Yani abartmayın, mevzu bahis intikam olduğunda bile ipin ucunu kaçırmayın. Sonunda kendiniz de dâhil bir ya da birden fazla hayatı karartacak eylemlerden kaçının. Siz Amy değilsiniz, paçayı kurtarmak gerçek hayatta o kadar da kolay değil ne yazık ki. Bunu sakın ola unutmayın.
Şimdi de gelelim kitabın konusuna;
Amy ve Nick Dunne çifti beş yıldır evlidirler ve kadın tam da evlilik yıl dönümlerinde şüpheli bir şekilde ortadan kaybolur. Evdeki boğuşma sahnesi, silinen kan izleri, günlükten tutun hayat sigortasına ve yapılan abartılı harcamalara kadar uzanan çeşitli ipuçları, çift arasındaki şaibeli yıl dönümü oyunu ve kocanın duygusuz tavırları derken kısa sürede ibre tersine döner ve tüm suçlamalar Nick’in üzerine yoğunlaşır. Akıllarda ise hep aynı sorular vardır: Amy Elliot Dunne nerede? Hayatta mı, yoksa çoktan öldürüldü mü?
Yani kitabı şöyle topluca, başından sonuna kadar değerlendirecek olursam “eh işte” derdim. Kötü değil ama yeteri kadar iyi olduğunu da düşünmüyorum. Konu bana kalırsa biraz fazla uzatılmıştı, içeriğinde işlediği tüm o “ipin ucunda” sayabileceğim temaları ise (oraya birazdan daha detaylı şekilde değineceğim) 600 sayfa boyunca okumaktan ziyade 400 ya da öyle uygun bir civarda okumayı yeğlerdim. Bundan mütevellit pek çok sahneyi de gereksiz ve aşırı bulduğumu söylemeliyim.
Hele bazı kesimler o kadar sansasyoneldi ki anlatamam. Kitap, büyük eleştiriler almak için yazılmış gibiydi sanki.
Kadına yönelik şiddet, cinayet ve cinayete teşebbüs, psikolojik şiddet, ağır manipülasyon, tecavüz, cinsel saldırı ve bunlara yönelik suçlamalar, kendine zarar verme, aşağılayıcı ve saldırgan dil, medya linci, yanlış yönlendirme ve manipülasyonu, bedenin araçsallaştırılması, toksik ilişki, karşılıklı istismar… Daha sayayım mı? Bence gerek yok; kitabın nasıl da rahatsız edici, tetikleyici ve eleştiriye açık, etik olarak tartışmalı bir içeriğinin olduğunu anlamışsınızdır sanırsam.
Üstelik bunlar karşılıklıydı ve kitap boyunca karı koca tüm bu saydığım unsurları sırf diğerinin kuyusunu kazmak ve kendini aklamak için kullanıyordu. Birbirlerinden nefret ettiler ama yine de kimse karşı taraftan vazgeçmeyi başaramadı. Tamamen hastalıklı bir senaryo.
Ama kitabı okuyan bizler de çok sağlıklı değiliz ne yazık ki. Neden yarıda bırakmadım diye sorguluyorum da kendime bile bir cevap veremiyorum. Sürükleyiciydi, yer yer sinir bozucu ve bazı zamanlar sıkıcıydı ama yine de kendini okuttuyordu. Ve belki de en korkutucu olan yanı da bu zaten. Kitap insanı ele geçiriyordu ve pençelerini okuyucusunun zihnine adeta saplayarak ondan kaçmasına engel oluyordu.
Kayıp Kız çok hassas ve provoke edici noktalara girdiği için benim açımdan hem rahatsız edici hem de unutulmaz bir yapıttı. Zaten bu kitap, tam da hiçbir karakterini sevdirmeyen ama yarattığı etkiyle akıllardan da uzun süre silinmeyecek hikâyelerdendi. Nitekim bendeniz üzerinde de aynı etkileri bıraktı.
Kimse haklı değildi, kimse iyi değildi; bu hikâyede doğru olan hiçbir şey yoktu. Deli saçması diyebileceğimiz ama tüm o dahiyane tuzaklarla ve çiftin arasında geçen akıl savaşlarıyla doğru olmamasına rağmen bağımlılık yaratan ve sonunda kimse için kaçışın mümkün olmadığı oldukça sakıncalı bir hikâyeydi.
Amy karakteri kesinlikle bu hayatta görüp görebileceğim en hasta ruhlu, manipülatif ama bir o kadar da zeki, insanda derin bir hayranlık ve saygı uyandıran insanlardan biriydi. Nick ise elbette ki akıl olarak onunla yarışamazdı; kitap boyunca ondan da fazlasıyla nefret ettim ama bu mücadeleyi ondan daha iyi yürütebilecek bir başkasını daha tanımıyorum. Tam anlamıyla birbirleri için yaratılmış bir ikiliydiler. Size geri kalan hayatınızda ve ebediyen sürecek rekabetinizde başarılar, çünkü buna çok ihtiyacınız olacak.
Yani aslında kitabı bitirdikten sonra ağzımda kötü bir tat kalmıştı ama bu incelemeyi yazmak için üzerine düşündüğüm vakit beni sandığımdan daha çok etkilemiş olduğunun farkına vardım. Kayıp Kız kesinlikle herkese uygun bir roman değil; alıp okuyun diye tavsiye etmem kesinlikle doğru olmaz ama insanı çok etkileyecek ve sarsacak bir hikâye olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer aradığınız şey buysa sizi tutmam, yine de kimse uyarmadığımı söyleyemez. O zaman benden bu kadar, bir sonraki incelememize kadar görüşmek üzere. Hoşça kalın <( ̄︶ ̄)>