·288 syf.····Okunma: 26 Ocak 2026 13:16 Peki ya sürüklenmiş gibi yaşamak?
Gibi, normlara sıkışıp kalınca anca bu kadar edatlığa boyun eğebiliyor! Yaşamı bilmeden yaşamak doğru mu diye sormayın, yaşamı bilebileceğimizi nereden çıkardık ki? Yine de haklılar, baklava hamuruyla börek yapmaya çalışabiliriz, bu yüzdendir ki bir el yordamı, yolu olmalı, diyorlar. Var mı, yok mu? Kitap buna asla net bir yanıt vermedi ki verseydi genel ahengine ters düşerdi. Sahi aheng demişken... Simio Bernstein adlı hayali(?) piyanist, hayatın ahengi olduğunu yazmış, kitapta diyalogda yer vermiş buna. Ahengin ne olduğunu, kimine göre ne olduğunu doğrudan sormadan boşluk bırakmış, yan karakter. Aslında Minjun yan karakter de pek sayılmaz, baş karakterin başka bir yansısı denebilir, herhalde. Hiçbir kitap hayatımı, bakış açımı değiştirmedi, demek çok mu abartı olur? Değiştirse fark etmez miyim? Bilmiyorum. Yine de kitaplar ve yazarlarla kitapevleri hakkında bu tarz soru işaretlerini tekrardan gündeme getirdi, işte bu yansıma ve aynanın kendisiyle bakan. Eklemek gerekir ki soru işareti ne nokta koyabiliyor ne koydurmaya tenezzül etmemizi istiyor. İtiraf edeyim ki hep böylesi sevilesi ben de! Neden mi? Fazla kafa yormamakta kafa yordurarak verilen bir mola da ondan (molalarla kaçamak yapıp süreci uzatırlar).
"Nehir ya da okyanus gibi enginlere sığmayıp taşmasam da kimse fark etmeden çiseleyen yağmur gibiyim. En azından o kadarı olabilirim diye düşünüyorum." Bu, başka bir diziden alıntı, bana göre benzer kıvamda atmosferler, ahengler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, dizi biraz keskindi. Kitaptaki baş karakter o kadarın ne olduğundan da emin değil.
"Yüzünü yıkadıktan sonra yaptığı kahveyi içerken gününü nasıl geçirmek istediğini düşündü ancak pek bir şey yapmayacağını Youngju da gayet iyi biliyordu." diye geçiyor bir yer, bana şu şarkı sözünü hatırlattı;
"Bir baktım her şey ciddi hemen uyandım"
Aslında tamamen zıt gibi görünüyor ama şarkının kendisi bile çelişkili adıyla: Gelsin Hayat Bildiği Gibi. Minik Serçe ve Ceza. Sözler yumak yumak tıpkı kitaptaki gibi ama hiçte ikisi demiyor ki şuracıkta hiçbir şey yapmasam diye.Kahveyi yine içer yine düşünürüz, aksini hayal etmek bile istemeyiz.
Düğme ilikleri konusunda... (Hayatın önceden açtığı ilikler ve bizim düğümlemek için oluşturduğumuz düğmelerden bahsedilmişti) Kişi hangi noktada olduğuna karar vermeli, gömleği iliksiz mi, düğmesiz mi yoksa biri büyük biri küçük ya da tamamen uyumsuz mu? Minju karakteri düğmesinin olduğunu ancak iliğinin olmadığını söyleyip son bölümlere yakın gömleği değiştirdiğini dile getirmişti. Sahi, oraya kadar neden gömleğin kendisiyle ilgili sorunları göz ardı edip hep aynı yörüngede düğme ve iliklerle uğraştık? “İlk düğme iyi iliklenirse gerisi gelir” düşüncesi neden bu kadar çok pazarlanırken güven verici hiç değil? İlikleri açan sahiden biz değiliz ki hem o eller ne amaçla açıyor belli mi ki? Yine aynı karakter gömleğinin sadece ilk iliğinin doğru düzgün olduğunu söylüyor, buradan da hemen aklıma gelmez mi, Cem Karaca? Doğarken ağladı insan bu son olsun, bu son! Peki bu yarım hatta yolun başında kalmışlık mı? Hayır ya, gömleği değiştirmeyi hiç uymasa (ya da öyle görünse bile) bir süre denemeyi unutmamak lazım! Hem bence hiçbir gömlek ne ilikleriyle ne düğmesiyle tam insana oturacak kadar işte bu benim gömleğim dedirtemez zira hayat bize göre giydirilemez. Bazı düğmeler vardır, belki akla gelir, bir tarafı mavi renk olsun diyelim diğer tarafı mavinin biraz daha soluk gibi duran ama daha saydamsı... (Nasıl tarif edeceğimi bilemedim şimdi) Ama anlayan ben anladı, işte onlardan elde varsa düğmelerin kişide uyacağı gömlekler oluşturulmalı, yoksa bile aranmalı ki yaşanabilsin! Hem belki de saydamsı tarafı (yani yanlış tarafı) dikilince ön yüzey daha hoş durar. Yani olay hep ilikte değil! Ki kitap bunu karakterler üzerinden aktarmaya gayet başarılı bir şekilde çalıştı. Sungchul’da Minju iliklerden bahsedince kendi iliklerini düğmelemeye başlamıştı, burada fark ediş ya da düzeltme eğiliminden çok ben toplum yanılgıları ve dayatmalarına göz yumulmasa bile yaşamak için oralardan geçmeye kendimiz için mecbur olduğumuzu nedense hatırladım, iliklerle de biraz uğraşmak zorunda kalışımızı ama buna rağmen hemen sonraki satırlarda görüldüğü gibi yaşanabileceğini de! Şimdi daha da çetrefilli soru geliyor: Giyilen gömleğin bizde saçma olduğunu görüp uzunca beklemek mi yoksa hâlâ düğme ilikleyerek düzelebileceğine inanmak mı daha acı verici ve dahası zorlayıcı? Kitap bana yanıt olarak ikisinde de pratikte eylemle olmasa da düşünce deneyleriyle bizi yaşatacağını düşündürdü. Yine de ben ilkinden yanayım. Peki tüm bu ilik bulamamak ya da düğmeyi ayarlayamamak ve gömlek değiştirmek ile dolambaçlı yolda sorun neredeydi? Ben de mi, gömlekte mi? Belki de yanıt vermek için erken.
Bu romanda bir karakter olsaydım... Muhtemelen gömlek ararken ya da öyle sanarken Minjun'un içindeki neyse önce karakterlere bakayım ve tabi bendeki izdüşümlerine;
Ana karakterimiz Yeongju, bana sadece kaçan gibi görünen ama özüne yani ortaokulundaki benliğine dönen biri gibi geldi ama hislerine anlam verememe konusundaki döngüsel kararsızlığına anlam verebilmiş pek değilim. Çok satan kitapları kitapevine almamaya çalışıyor ama bence her rafa yer verdiği gibi çok satanlar rafı da oluşturulabilirdi.
Baristamız Minjun. Karakter analizlerine, sahne sahne çözümlemelere düşkünlüğümden kendisine yakın bulduğumu kendimi söyleyebilirim. "Anlatmam zaten duymazlar" kafasında gibi göründüğünü de düşünmüyorum, başlardaki suskunluğunu normal hâline yoruyorum. Bir yerde " Sistem aynıyken nazik birkaç kişinin birbirine yardım etmesinin ne manası var diyorsun, değil mi? O da doğru. Ama dün dedim ya. Zamana ihtiyaç var." diyor, sorgula sorgula ama değişmez biliyorsun bari burada sen yaşa diye kitap genelinde onu algıladım. Mezuna kalanların ne için mezuna kaldığı sorulunca bir yerlerde içten içe 'sizin için' diyebilecek türlerden biri ama artık onlar için de daha fazla gömleğe renk vermek istemeyen biri. Üniversiteye gitmeme kararını da anlayabilişim ve hatta destekleyişim karakter üzerine daha fazla söyleyecek aralık bırakıyor ama bunlar ben de kalsın, uzatmayacağım.
Sungchul. Şu diyalogla anlatayım:
"Notların hep iyiydi. Vizyona giren filmlerin hepsini nasıl izliyordun? O kadar meşgulken nasıl sevdiğin şeylerden kopmadan yaşayabildin?"
Parmağının ucuyla lavaboya tak tak vurarak, "Aptala bak" demişti Sungchul. "Seviyordum çünkü. Başka bir sebebe ihtiyaç var mı?"
Hepsi bu mu, diyen Minjun olmuştu buradan bile Minjun'un hâlâ anlam arayışında (gömleğini değiştirse bile) olduğunu görebiliriz ama konumuz Sungchul. Minjun'dan iş konusunda daha pasif tutum sergiliyor ve yine diğer karakterler gibi rağmenlere rağmen yaşayabiliyor ama sanki biraz daha farklı. O genel kalıpta diğerlerinden daha az değişti ama bence en gerçekçi değişimde ondaydı.
Seungwoo, şu iyi cümleci. Yazarlığı meslek olarak kendine almadığını dile getirişiyle içindeki kimseye rahatsızlık vermek istemeyen nazikliğiyle daha doğrusu hoş değil içten görüşüyle (her şeyi hoş görecek değiliz ya!) açıklanabilir. Ana karakterimize bir kitap vererek ona onu bekleyeceğini ileten incelikte bir karakter olarak tam bir hayallerdeki kdrama erkeği diyebiliriz ama Tale Of The Nine Tailed'daki Lee Yeon bekleyişi değil hani.
Jimi. Kocasından neden öncesinde boşanmadı ki? Bu kısmı kitap biraz daha açsaydı iyi olurdu.
Yine J ile adı başlayan örgücü. Evet, cu çi çü diye kategorize ediyorum karakterleri ama böylesi çok daha rahat hatırlanmalarını sağlamıyor mu? İş arayışlarına devam edişindeki geçiş oldukça iyiydi çünkü yazar karakterlerini sadece düz bir eğriden (?) ibaret kılmadı bu örgücüde biraz daha olay örgüsüyle bağlantılı karşımıza çıktı. Çalışmak ile ilgili söyleşi bölümü ve gömlek değişimi mevzusu her karakterde sonlara doğru farklı vuku buldu. Her halükarda çıkardığım derli toplu sonuç şu oldu:
Sistem, zorunluluk, normlar, gömleğe yakışmayan biçimsiz (?) ilikler, satır arası bozuk cümleler asla tam yaşamamıza kolaylık sağlamayıp zorlaştırması her ne kadar kaçınılmaz bir gerçek olsa da hâlâ kuklacı ipleri dolarken hepsini de olmasa bazılarını kesme şansımız var, tabi köklü değişiklikler de sakıncalı durumları hesaba katarsak daha zorlu bir mücadele karşımıza çıksa da denemeye değer.
Ben sanırım Minju'nun içindeki Sangsuvari bir Jimi olurdum, tabi bundan fazla anlam çıkar, umarım istediğim anlamı yakalarım.
Yazar sonsözde şöyle diyor:
"Her gün olmasa da, sık sık olmasa da, bizler de "bu kadarına sahip olmanın yeterli” olduğunu fark ettiğimiz anlarla karşılaşıyoruz. Endişe ve sabırsızlığın kaybolduğu o anlarda, bunca za-man elimizden geleni yapıp bugünlere kadar gelen benliğimizle gurur duyuyoruz. Eğer bu değerli anların toplandığı mekân Hyunam-Dong Kitabevi ise, umarım daha fazla insan kendi Hyunam-Dong Kitabevi'ni çizebilir." İçimi ısıtan bir kitap olduğu kesinlikle aşikar ki bununla da sınırlı değil, geleceğin kişideki o sönük manifestoları vardır ya, onlara bir kaç kırılacak bile olsa dal uzatıyor ama bu zeytin dalı değil! Her neyse (olsa da razıyım okumaya). Hyunam-Dong Kitabevi'ni çizmek için hep çok erken düşüncesinden vazgeçileceği günü sabırsızlıkla olmasa da dinç kalmaya çalışarak hep aynı yerde sekerken nefes alarak bekleyeceğim.
Sonu alıntıyla bitirmek ve kendime dileklerimi alıntı yoluyla vermek istiyorum:
"Kuyunun içinde doğrulmanı umuyorum. Sadece bir dene diyorum. Sonrasında ne olur kimse bilemez. Kimse bilemeyeceği için bir şans tanı istiyorum. Ayağa kalkarsan ne olacağını merak etmiyor musun?"