Puan vermedi·488 syf.··
2026 132. kitabı
Özenle hazırlanmış bir kitabı nasıl tanırsınız: her bölüm giriş cümlesinin altını çizdiğinizde mi, yoksa bir anda 50 sayfadan fazla okuduğunuzu fark edemediğinizde mi? Bir tıp öğrencisi olarak benim cevabım bu kitap için şu oldu: “Aa, bu bu kadar kolay mıymış? Aslında ne kadar zevkliymiş. Ben de bu bilim insanları gibi olmak istiyorum.” Başta sinirbilimle ilgili bir şeyler okurken klişe bir film/kitap konusu içindeyim sanıyordum ama bu kitabın sonunda klişe değil, bir ilk ile karşılaşacağımı bilmiyordum. İlk kitapta olayla başlayan, romantik bir kitaba evrilen ve en sonunda bilim kurguya dönüşen bu seri; her bölümden sonra bir öncekinin gerçekliğini yıkarak, son kitabın kapağını kapattığımda “Ee, böyle mi bitti?” diye kalakaldığım bir seri oldu. Yazarın dili, okuduğum diğer yazarlardan hiçbirine benzemiyor; kendi deyimiyle sayısalcı edebiyat ile yazıyor. Yazar, benim de ileride edebî ama bilimsel bir kitap yazabileceğim inancımı kuvvetlendirdi. Pia Mater ile, adlarının bile özenle seçilmiş olduğu karakterlerle tanıştığınızı sanarken; sonlara doğru aslında hiçbirinin sandığınız karakter olmadığını öğreniyorsunuz. Öyle bir kurşun atarak bitiriyor ki yazar ilk kitabı, kurşunun nereye gittiğine bakmak için ikinci kitabı hemen elinize alıyorsunuz. Burada karakterler arasındaki ilişkinin nereye doğru gideceğini anlamaya başlıyorsunuz. Hatta bir ilişkiyi öyle çok seviyorsunuz ki kitabın sonunda bunun bittiğine inanmak istemiyorsunuz. Devam ettiği sayfalarda kalıp sonrasını okumak istemiyorsunuz. Okumayı bırakıp kendi hayalinizde kalmak istiyorsunuz. Ama haykıra haykıra ağladıktan sonra geri dönemeyeceğinizi anlayınca, ilerleyen sayfalarda bir umutla “Belki başka bir gerçeklik vardır” diye Dura Mater’i açıyorsunuz. Farklı bir gerçeklik olduğu doğru; hatta öyle bir gerçeklik ki Pia karakteriyle birlikte gerçeklik tam olarak üç kez yeniden şekillenmiş oluyor. Bu kitapta her seferinde “Aa, demek böyleymiş” diyen gözlerle okuyorsunuz. Yeni bölümlerde, yeni bir şokun etkisiyle m. palpebralis superioris kasınız sonuna kadar zorlanacak şekilde açılıyor. Heyecanı kaçırmaması adına olay örgüsünden hiç bahsetmeyeceğim ama kitabın, yazar adına asıl yazılış amacı olan sinirbilim hakkında birkaç şey söylemem gerekiyor. Tıp öğrencisi olarak sinirbilimle ilgili bildiğim şeyleri farklı bir yoldan dinlemek, bilmediklerimi öğrenmek ve bu konunun yapay zekâ ile derin ilişkisine tanık olmak; gözümüzün önünde olan bilimin aslında sandığımızdan çok daha ileride olduğunu görmek beni çok etkiledi. Roman olarak başladığım kitaplar, altını çizmediğim yer kalmayan ders kitaplarıma dönüştü. Benim ilgi alanım olduğu için böyle okumuş olsam da, özel olarak ilgilenmeyen ama romanda akıcılığı ve güçlü kurguyu sevenler için mükemmel bir tercih olacaktır. İnsan vücudunu öğrenmeye merakı olan ama hiçbir şey bilmeyenlere de yazarın bu serisini ve diğer tüm kitaplarını öneririm. Gerek bana heyecan, hüzün ve öfke gibi çeşitli duyguları yaşatmasıyla; gerekse de özenle seçilmiş bölüm giriş cümleleriyle ve olay örgüsü arasına yerleştirilmiş şu sorularla: İleride öldürülecekler listesinde mi yoksa yaşamak zorunda olanlar listesinde mi olacağız? Yapay zekâ insandan daha tehlikeli mi? Gördüklerimiz ne kadar doğru? Bu hızda ilerleyen bilim çağında insanın yeri ne olacak? Geçmişimiz tek bir cümleyle yok olabilir mi? Beni bunlarla yüzleştirdiği için bu seriyi başucuma koyuyorum. Yazara; her şeyin çabuk tüketildiği bu çağda, emekle yazılmış böyle akıcı bir kitap yazdığı ve okuma keyfi verdiği için teşekkür ediyorum. Bir kitaptan beklediğim her şeyi verdiği için çok mutluyum: akıcılık, heyecan, okurken öğrenme, zevk ve edebî haz. Kendi kendine eğitime inanıyorum; çünkü var olan tek eğitim türünün bu olduğuna inanıyorum.
Edebiyat
Arachnoid MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 202011bin okunma
·
24 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.