“Uçurtmayı Vurmasınlar” ile ilk kez çocukluğumda, ardından gençlik yıllarımda ikinci kez izlediğim filmi sayesinde tanışmıştım. Yıllar sonra bugün, bir kitapçıda kitabını görünce bu hikâyeyi bir de okuyarak tamamlamak istedim. Kitabı bitirir bitirmez, içimde kalan duyguyla tekrar filmini açtım.
Hem kitap hem film son derece yalın; abartısız ama çarpıcı, su gibi akıp gidiyor. Ancak kitabı okuduktan sonra fark ettim ki, filmde İnci ve Barış dışındaki karakterler gözüme fazlasıyla karikatürize göründü. Oysa kitapta herkes daha gerçek, daha sıcak, daha insandı. Okurken kurduğum bağ çok daha derindi.
“Uçurtmayı vurmasınlar.”
Bu cümle, kitap boyunca yalnızca bir çocuğun isteği değil; masumiyetin, umudun ve hayatta kalma çabasının sesi gibi yankılanıyor. Barış’ın dünyası tel örgülerle çevriliyken, gökyüzü hâlâ özgür.
Kitap, çocuğun gözünden anlatılan bir yetişkin acısı gibi.
İnci’nin sevgisi, Barış’ın saf soruları ve cezaevinin içindeki küçük hayatlar; büyük laflar etmeden, bağırmadan insanın içine işliyor.
Bu kitabı en iyi yine kendi cümleleri anlatıyor aslında. Alıntılar:
"Sen Filiz'i tanımazsın. (...) Kitap okuduğu için getirmişler. Hani kitap okumak güzeldi. Ben buradan çıkınca kitap okursam beni yine getirirler mi? Ben de o zaman kitap okumam. sen artık hiç kitap okumuyor musun ? bazen seni çok özlüyorum. Keşke kitap okusa da geri gelse diyorum. Ama o zaman annen üzülür. Sen yine de okuma istersen Belki ben senin yanına gelirim."
"Sen niye buradasın?" diye sordum Nevin'e.
O da halkını sevdiği için buradaymış. Ben büyüyünce halkımı hiç sevmeyeceğim. Halkını sevenler hep kafese giriyor."
"Yine akşam oldu işte. Hiç sevmiyorum akşamları. Gün batarken sayıyorlar bizi. İçeri sokuyorlar sonra. Kapıyı da kilitliyorlar üzerimizden. Koğuştan avluya açılan demir kapıda minicik bir mektup deliği var. En son Safinaz'la ben kalırız o deliğin başında. Boşalan avluya bakarız bir süre. Gardiyanlar avlu merdivenlerini çıkıp idareye giden dış kapıyı da kapatırlar. Akşamı götürürler anahtarlarıyla birlikte. Yıldızları da..."
"Kuşum ölmedi. Benim elimden mama bile yiyor. Canlanıyormuş yavaş yavaş. "Yaşayacak",dedi Nuran. Hep benimle kalsın istiyorum. Ama biraz büyüyünce uçmak istermiş. "O zaman beni bırakıp gider mi?" diye sordum. Uçma zamanı gelince gitmesi gerekirmiş. Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış. Ya çocuklar ,İnci? Onlar tutsak yaşayabilirler mi? "
"Nuran yatağına yattı. Tavana bakıyor.
'Hani işin vardı?'dedim.
Kızdı bana.
'Düşünüyorum ya, bu da iş,'dedi.
Düşünmek ciddi bir işmiş.Hatta Nuran'ı düşündüğü için atmışlar buraya. Öyle söyledi.
'Yanına yatıp seninle birlikte düşüneyim mi? diye sordum. Güldü o zaman. Büyüyünce beni de içeri atarlarmış, çok düşünürsem. Sahiden atarlar mı İnci?"