Karanlık Bir Nostalji - Düzensizliğin İçindeki Düzen
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 00:00
"Geçmiş, hüzün ve edebiyat - beni sadece ağırlığı olmayan bu üç balina ilgilendiriyor." (s.227) Hüznün Fiziği'ni tek bir türe -romana- indirgemek (her ne kadar yazar bu konuda mütevazi olsa da) büyük haksızlık kanaatimce. Çünkü metinde tarihî, bilimsel, mitolojik ve folklorik onlarca ögeye rastlıyorsunuz. Anılarla, tarihi gerçeklerle ve gelişmelerle, mitlerle ve sosyolojik tespitlerle bezenmiş bir kitap var karşınızda. Dil ve anlatımı ise tek kelimeyle şahane. Kendisinin de dediği gibi hikayenin veya geçmişin yan koridorlarında -labirentlerinde- dolaşırken kaybolmuyor, Ariadne'nin ipliği misali, kelimelerin peşine takılıp yolunuzu buluyorsunuz. Bazen birinci tekil, bazen de üçüncü tekilde konuşuyor yazar okuyucuyla. Bunun sebebini ve neden klasik öykü tarzını tercih etmediğini de şöyle açıklıyor: "Hâlâ hayatta olduğumdan emin olmak için birinci tekilde yazıyorum. Sadece kendi benliğimin yansıması olmadığımdan, üç boyutlu olduğumdan ve bir bedene sahip olduğumdan emin olmak için üçüncü tekilde yazıyorum. Bazen bir bardağı itiyorum ve düşüp kırıldığını keyifle not ediyorum. Demek hâlâ varım ve sonuçlara neden olabiliyorum." (s.225) "Klasik öykü, üzerine her taraftan yağan olasılıkları hükümsüz kılmaktadır. Dünya sınırları belirlenmeden önce, paralel anlatı ve koridorlarla doludur. Tüm olası çıkışlar sadece tereddüt ve kararsızlıklarla oyalanır. Belirlenemezlik ve belirsizlikle dolu kuantum fiziği bunu kanıtlamıştır." (s.226) Düz bir çizgi üzerinde ilerleyen, başı sonu belli olayların anlatıldığı kurgu severlerin pek hoşlanmayacağı türden bir kitap kısacası. Hüznün Fiziği'nin anlatımı için "düzensizliğin içindeki düzen" demek yanlış olmaz diye düşünüyorum. "Ben geçmiş satın alan bir kişiyim. Öykü tüccarı." (s.174) Literatürde "karanlık nostalji" diye bir tabir olsaydı bu kitaba çok yakışırdı kesinlikle. Geçmişin hüzünlü yanından (mutlu bir yanı var mıdır? Belki.) bir çok an ve hatıra sunuyor kitap. Ve bunu öyle bir yapıyor ki, bir an kendinizi 1980lerin veya 2000lerin bir gazetesini, bir mitoloji kitabını veya felsefi bir metni okur gibi hatta bizzat filozofun kendisiyle konuşur gibi hissediyorsunuz. Kimi zaman bir Minotor (yarı boğa-yarı insan), kimi zaman bir karınca, kimi zaman altı yaşında bir çocuk, kimi zaman da bebekken terkedilmiş bir dedenin hatırası oluveriyorsunuz. Okuyucuyu da es geçmiyor yazar, her an takip edildiğinin farkında. Takip edemeyen okurlar için "mola yeri" bile eklemiş kitaba. Ki yazarken öyle bir iz bırakıyor ki ardında, kaybolmak imkansız. Kaybolsanız da o karanlıkta yalnız olmadığınızı biliyorsunuz. Son olarak yazarın üslubu, konulara yaklaşımı ve metnin akışı bana canım Oğuz Atay'ı anımsattı. İyi ki tanıştım seninle Gospodinov, kalemine hayran olduğum yazarlar arasında yerini aldın. Ayrıca, böyle müstesna bir iş çıkaran çevirmen (Hasine Şen Karadeniz) de bir teşekkürü hak ediyor şüphesiz. "Yazayım, yazayım, yazayım, kaydedeyim, muhafaza edeyim, Nuh'un gemisi gibi olayım, ben değil, bu kitap. Sadece kitap ölümsüzdür." (s.137) "Bana bir roman yazmak için gerekli olan yalnızlığı sağlayan herkese teşekkür ediyorum." G.G. Nice ölümsüzlük doğuran yalnızlıklara... Keyifli okumalar.
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,480 okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.