·308 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Ocak 2026 12:49 Atsız’la hukukumuz şiirleriyle başlamıştı. Şimdi de romanıyla devam etti. Atsız yani ne denebilir ki… Bir kitap bu kadar efsanevi olur mu, akıp giden, betimlemeleri, öykülemeleriyle Selim Pusat, Tosun, Işık Kızlar, Yek, Şeref sanki gözümün önünde, onların yanında olaylara şahit oluyormuş gibi hissettiren bir kalemi var.
Kitabın sonunu iyi anlamak için en başta iyi okumak lazım. Selim Pusat, askerlik ateşiyle yanan bir yüzbaşıdır. Hayatta tek aşkı askerliktir. Selim iyi adamdı ama bir kusuru vardı. O da kralcı olmasıydı. Kralcı olduğunu beyan edince askerlikten alındı arkadaşı Şeref’le birlikte. Şeref buna dayanamayıp intihar etti ama Selim’in arkasında eşi Ayşe Öğretmen ve oğlu Tosun vardı. Ayşe Öğretmen Selim yüzünden mesleği geçici olarak elinden alınmıştı. Tekrar görevine döner ve okulunda ışık kızlar adını verdiği kızları çok sever. Evine davet eden Ayşe Öğretmen kocası Selim’le de tanıştırır. Selim Pusat Güntülü adında kendinden 25 yaş küçük kıza aşık olur. Bu süreçte bunu kendine yediremez. İç çatışmalar yaşar. Bu süreçte Prenses Leyla, Yek ve Güntülüyle mücadele eder. Aslında kitap bir nevi Pusat’ın iç çatışmasını anlatıyor. Sonu çok iyi bitmese de roman gerçekten okunmaya değerdi. Atsız’ın cümlelerinde gizliden gizliye değindiği ayrıntılar kendini belli ediyordu, bunu sıradan kişinin kaleminden değil de ben Atsız’ın kalemindenim diye bağırıyordu. Benim için kitabın en etkileyici kısmı Selim Pusat’ın Güntülü’ye gönderdiği şiiri Geri Dönen Mektup yani kelimelerle anlatmaya yetmez. Nasıl yazdın dersin şiire o kadar kalite kokan bir şiir. Vaktiyle bir Atsız varmış, sağ olsun var olsun.