10/10
·363 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Spinoza’nın mektupları, onun geometrik ve rasyonel sisteminin arkasındaki sonlu bir varlık olan insani yüzünü açığa çıkarır. Bu mektuplar aracılığıyla filozofun günlük kaygılarını, geçim mücadelesini, hastalıklarını ve derin dostluk bağlarını görmek mümkündür. Spinoza, düşünsel bağımsızlığını her şeyin üzerinde tutmuştur. Bu bağımsızlığı korumak için bir üniversitede hocalık yapmak yerine, mercek perdahçılığı yaparak geçimini sağlamıştır. Ancak bu meslek, akciğerlerine zarar veren tozlar nedeniyle sağlığını da ciddi şekilde etkilemiştir. Ayrıca ekonomik bağımsızlığı konusunda oldukça gururludur; dostu Simon de Vries’in kendisine daha rahat yaşaması için teklif ettiği 2000 florini nazikçe geri çevirmiş, vefatından sonra kendisine bırakılan yıllık 500 florinlik maaşı ise "çok fazla" bularak 300 florine indirmiştir. Mektuplar, Spinoza’nın hayatı boyunca boğuştuğu akciğer hastalığını ve geçirdiği ağır ateşli hastalıkları tüm çıplaklığıyla belgeler. Özellikle hekim dostu Johannes Bouwmeester’e yazdığı satırlarda, geçirdiği ateşli nöbetler hakkında detaylar verir. Spinoza, 37. Mektup'ta talih ve rastlantının ezici gücü karşısında insanın nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğine dair önemli açıklamalarda bulunur. Spinoza’ya göre hayatın en büyük amacı, zaman varken zihni ve anlama yetisini geliştirmektir. Gerçek mutluluk, zihnin doğanın bütünüyle olan bağını kavramasında yatar. Hayatı doğru yaşamak, zihni "saflaştırmaktan" geçer. Kişi, anlama yetisinin sunduğu doğru fikirler ile imgelemin sunduğu hayali, yanlış ve şüpheli fikirleri birbirinden ayırmayı öğrenmelidir. *Gilles Deleuze’ün "Kötülük Mektupları" olarak adlandırdığı metinler, Spinoza ile bir tahıl simsarı ve teolog olan Willem van Blyenbergh arasında gerçekleşen 8 mektupluk yazışmalardır. Bu yazışmalar, Spinoza’nın felsefi sisteminin en çetrefilli konularından biri olan "kötülük" meselesini, Tanrı’nın iradesi ve insanın özgürlüğü çerçevesinde derinlemesine tartıştığı yegâne metinler olarak kabul edilir. Blyenbergh, Spinoza’nın Descartes Felsefesinin İlkeleri kitabını okuduktan sonra şu temel soruyu sormuştur: Eğer Tanrı her şeyin, dolayısıyla her türlü isteğin ve devinimin nedeniyse, insanın işlediği "kötü" eylemlerin de nedeni Tanrı mıdır? Blyenbergh, Adem’in yasak meyveyi yemesi örneğinden yola çıkarak, eğer bu eylem Tanrı’nın etkisiyle gerçekleşmişse, ya eylemin kendisinin kötü olmadığını ya da kötülüğün bizzat Tanrı tarafından yapıldığını iddia eder. Spinoza, kötülüğün kendi başına olumlu (pozitif) bir gerçekliği olmadığını savunur. Ona göre kötülük, sadece bizim zihnimizin nesneleri birbirleriyle kıyaslamasından doğan bir olumsuzlama durumudur. : Spinoza, Adem’in eylemini radikal bir şekilde yeniden yorumlar. Tanrı Adem’e elmayı "yasaklamamış", sadece o elmayı yemenin onun doğasını bozacağını hakkında daha yetkin kılması amacıyla bilgi vermiştir “Tanrı’nın Adem’e neden daha yetkin bir irade vermediğini sormak en az, bir çembere neden kürenin tüm özelliklerini vermediğini sormak kadar saçmadır. “ Kitabın biraz dışına çıkarak Deleuze’un bu mektupları nasıl gördüğüne bakalım. Deleuze’e göre: Kötülük, iki bedenin birbiriyle uyuşmayan ilişkiler içine girmesidir. Elmanın Adem’i "zehirlemesi", elmanın kimyasal yapısının Adem’in bedensel bütünlüğünü bozmasıdır. Bu bir günahtan ziyade, bedenin eyleme gücünü azaltan bir "keder" durumudur. .Deleuze'ün de işaret ettiği gibi, Spinoza’nın Tanrı’sı bir yargıç, hükümdar veya baba değildir. Tanrı, her şeyin içkin nedenidir ; yani her şey Tanrı’nın içinde ve onun yasalarına göre gerçekleşir. Bu nedenle Tanrı, bir eylemi "hoşnutlukla" karşılamaz veya cezalandırmaz; eylemin sonucu (sevinç veya keder), o eylemin doğasından zorunlulukla çıkar. *Spinoza ve Henry Oldenburg arasındaki yazışmalar , felsefe tarihinin en önemli iki ismi olan Descartes ve Bacon’ın sistemlerine yönelik köklü eleştirilerle başlar. Spinoza özellikle Bacon’ı, insan anlama yetisinin doğası gereği hataya meyilli olduğunu varsaydığı ve kanıt sunmaksızın sadece savlar ortaya attığı için eleştirir. Bacon ve Descartes’ın ortak hatasının, insan iradesini özgür görmeleri olduğunu savunur. Spinoza’ya göre irade, bir "akıl varlığıdır" ve tikel istemler özgür değil, dışsal nedenler tarafından zorunlulukla belirlenir. Oldenburg, Spinoza’ya "yer kaplama ile düşünce arasındaki asli ayrımı nasıl saptadığını" sorar. Spinoza’nın cevabı, kendi töz ve sıfat anlayışının temelini oluşturur: Spinoza düşünce ve yer kaplamayı Tanrı’nın sonsuz sıfatları olarak tanımlar. Sıfat, "kendinde ve kendisi aracılığıyla kavranan" şeydir; yani bir sıfatın kavramı başka bir şeyin kavramını içermez. Yer kaplama kendisi aracılığıyla kavranırken, hareket gibi kavramlar ancak yer kaplama aracılığıyla anlaşılabilir. Düşünce yer kaplamayı, yer kaplama da düşünceyi sınırlayamaz. Yer kaplama, yer kaplama olarak sadece kendi türünde sonsuzdur; düşünce de kendi türünde sonsuzdur. Farklı sıfatlara sahip tözlerin birbirleriyle hiçbir ortaklığı yoktur ve biri diğerinin nedeni olamaz. Spinoza'ya göre zihin ve beden, aslında Tanrı'nın bu iki farklı sıfatı altında kavranan "tek ve aynı şey"dir. *Jacob Ostens ve Lambert van Velthuysen ile olan yazışmalar (özellikle 42. ve 43. Mektuplar), Spinoza'nın felsefesinin o dönemdeki dindar ve liberal çevrelerde nasıl bir infial yarattığını göstermesi açısından çok kıymetlidir. Jacob Ostens, Spinoza'nın Teolojik-Politik İnceleme eseri hakkında dostu Velthuysen'den bir eleştiri yazısı istemiş ve bu sert mektubu (42. Mektup) cevaplaması için Spinoza'ya iletmiştir. Ona göre Spinoza, Tanrı'yı sadece evrenin bir parçası veya düzeni gibi görerek "deistlerin dininin ötesine geçmemekte" ve kılık değiştirmiş argümanlarla ateizm telkin etmektedir. Velthuysen, Spinoza’nın Tanrı ile Doğayı birbirine karıştırdığını ve her şeyi kaçınılmaz bir kader içine hapsederek ödül ve ceza sistemini yok ettiğini savunur. Spinoza ise 43. Mektup'ta bu suçlamalara öfkeyle yanıt verir; Tanrı'yı en yüksek iyi olarak seven ve erdemin ödülünün bizzat erdem olduğunu savunan birinin nasıl "dinsiz" sayılabileceğini sorgular. Ona göre kendi sistemi, hurafelerden arınmış en saf dindir. Mektuplarda mucizeler konusu en büyük kopuş noktalarından biridir. Velthuysen, Spinoza'nın mucizelerin itibarını sarsarak Hıristiyanlığın temelini yok ettiğini iddia eder. Spinoza ise meşhur çıkışını yaparak mucizeleri "cehalet" ile eşanlamlı görür. Velthuysen, Spinoza'nın dinler arasındaki farkı sadece ahlaka indirgemesini tehlikeli bulur ve "Türkler" (Müslümanlar) üzerinden bir eleştiri getirir: Velthuysen'in İddiası: Spinoza'nın mantığına göre, eğer bir din sadece erdeme yöneltiyorsa, Kuran da Tanrı Kelamı sayılabilir ve Muhammed'in peygamberliğini reddetmek için hiçbir argüman kalmaz. Velthuysen, Spinoza'nın Türklerin de kendi peygamberlerine itaat ederek ahlaklı yaşamaları durumunda kurtulacaklarını savunduğunu öne sürer. Spinoza bu iddiayı reddetmez, aksine evrenselleştirir. Türklerin ve diğer ulusların, Muhammed veya mucizeler hakkında ne bildiklerinden bağımsız olarak, eğer adalet ve komşu sevgisiyle yaşıyorlarsa, aslında "İsa'nın ruhuna" sahip olduklarını ve kurtulacaklarını savunur. Spinoza'ya göre bir insanın inançlı olup olmadığı dogmalarıyla değil, hayatındaki ahlaki meyvelerle (adalet, huzur, sevgi) ölçülmelidir. Bu bakış açısıyla, sadece Hıristiyanlar değil, bu ahlaki değerleri tatbik eden her ulus Tanrı tarafından eğitilmiş sayılır.
MektuplarBaruch Spinoza · Dost Kitabevi · 2015115 okunma
·
76 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.