Martı Jonathan Livingston var ya… hani böyle küçücük kitap ama okurken insanın kafaya tokadı yediği cinsten. Jonathan bildiğin martı ama sürüye “eyvallah” demiyor. Herkes yem derdindeyken bu “ben daha hızlı, daha yükseğe uçarım” kafasında. O yüzden de dışlanıyor zaten. Ankara tabiriyle söyleyelim: Çevre yapamıyor çünkü kafa başka.
Kitap diyor ki: “Herkesin gittiği yoldan gidersen varacağın yer belli.” Jonathan buna razı değil. Yalnız kalıyor mu? Kalıyor. Ama uçuyor mu? Uçuyor. Hem de öyle böyle değil. Burada yalnızlık acizlik değil, seviye atlama meselesi.
Richard Bach öyle süslü laflar etmiyor, boş edebiyat da yapmıyor. Düz anlatıyor ama mesaj ağır: Kendini aşmadan rahat yok. Bu kitap motivasyon falan değil; bildiğin “silkelen” kitabı. Okuyup kapatmıyorsun, okuyup bir süre susuyorsun.
Martı Jonathan Livingston özetle şu:
“Herkes aynı kafadaysa, sen biraz ters olacaksın. Yoksa uçtuğunu sanarsın ama yerde sürünürsün.”