Bazı kitaplar vardır, bittiğinde içindeki sessizliği uzun süre susturamazsın… Bekle Beni benim için tam olarak böyle bir kitap oldu demek çok isterdim ama beklediğim düzeyde etkileyici bir kitap değildi. Zülfü Livaneli bu eserinde yalnızca bir hikâye anlatmıyor; özlemi, bekleyişi, yarım kalan cümleleri ve insanın içinde zamanla büyüyen o derin boşluğu satır aralarına yerleştirmiş.
Roman boyunca geçmişle bugün arasında gidip gelirken, insan ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve zamanın her şeyi nasıl yavaş yavaş dönüştürdüğünü hissediyorsunuz. Livaneli, aşkı romantize etmekten çok, onun sabırla sınanan tarafını anlatıyor. En çok da “beklemek” kavramı üzerinde duruyor: Bir insanı beklemek, bir haberi beklemek, bir ihtimali ya da belki de hiç gelmeyecek bir umudu… Kitap, bazı bekleyişlerin insanı olgunlaştırdığını, bazılarının ise içten içe yorduğunu çok sade bir dille aktarıyor.
Hikâyenin güçlü yanlarından biri, bireysel bir aşk anlatısının arka planında toplumsal baskıyı, özgürlük arayışını ve sessiz direnişi hissettirmesi. Karakterler sadece birbirleriyle değil, zamanla, yalnızlıkla ve kabullenmeyle de mücadele ediyor. Bu da romanı tek boyutlu bir aşk hikâyesinin ötesine taşıyor.
Bekle Beni; yüksek beklentilerle değil ama sakin ve sade bir hikâye arayanlar için anlamlı bir okuma. Okuduktan sonra insanın kendine şu soruyu sormasına neden oluyor:
Beklemek mi daha zor, yoksa vazgeçmek mi?