Puan vermedi·109 syf.····Okunma: 27 Ocak 2026 15:49 Çocuk ne demek diye üzerine düşününce aklıma hiç olumlu bir düşünce gelmiyor. Halbuki akla ilk gelmesi gereken kavramlar “saflık, masumiyet, şirinlik, açık sözlülük (bu konuda keşke biraz onlar gibi olsak), komplekssizlik vb.” sayılamayacak kadar güzel şeyler iken çocukların başına gelenleri düşününce bunların üzeri çiziliyor. Çocuk deyince “kolayca” öldürülen, taciz/tecavüz edilebilen, korkutulan, yok sayılan, her şeyi yapabilmeyi hak görebildiğimiz bir varlığa ulaşıyoruz. Hepimiz çocuk katiliyiz bir yerde. Kimimiz buna şahit olduğumuz halde müdahale etmeyerek kimimizse duyduğumuz halde görmezden gelerek. Yani yalnızca ona zarar veren kişiler değil, bunun izleyicileri de onların katili.
Çocukların en büyük katili aileleri oluyor. Gerekli mahiyetlere sahip olmadan onlarca çocuk dünyaya getirmek. Eşlerin evlenmeden önce bununla ilgili eğitimler alması gerekiyor. Bu eğitimler bir sınav gibi olmalı ki belki bir nebze de olsa ne kadar zor ve önemli bir durum olduğu anlaşılabilir. Bu gerek ailelerin gerek (özellikle) sistemin çok da istemediği bir şey olur. Sistem gelişmiş ebeveynleri yetiştirirse hem nüfus noktasında sorunlarla karşılaşır hem de bilinçli kesimi yönetmek zor olduğu için buna hiçbir zaman izin vermez. Burada iş yine bireysel farkındalık ve çabaya düşüyor. Bunu yapan sayısı da oldukça az.
Schopenhauer’un şu sözü çok hoşuma gidiyor: “Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras hiç var olmayacak olmalarıdır.” Keşke toplumun büyük bir kısmı bunun farkında olsa. Mirası bizleri dünyaya getirme, mal mülk bırakma olarak yorumlayan bir topluma ne anlatılabilir ki? Bunu da düşünmek gerekir?
Çocukların yaşadığı en büyük sorun “ADAM YERİNE KOYULMAMAK” yani yok sayılmak. Cüceloğlu da buna yer vermiştir. Adam yerine koyulmayan çocuk yok sayılır, yok sayılan çocuk ise görünür olmak için dikkat çekici davranışlar sergiler (yaramaz olarak nitelendirilen tipler çoğunlukla bu durumdadır) ya da kendi içine çekilir, sessizleşir.
Doğan hoca birçok kitabında varoluşun beş boyutuna yer vermektedir. İnsan dünyaya geldiğinden itibaren bunlar ona sunulmazsa hayata küskün, öfkeli, kırılgan çocuklar yetiştiririz. Varoluşun beş boyutu:
1- Kaale alınıyor muyum?
2- Beni umursuyorlar mı? Kabul ediliyor muyum? Beni olduğum gibi, yargılamadan kabul ediyorlar mı?
3- Değerli miyim? Beni vazgeçilmez ve eşsiz olarak görüyorlar mı?
4- Yeterli miyim? Beni becerikli, bir şeyler yapabilecek güçte görüp yapabileceğime güveniyorlar mı?
5- Sevilmeye layık mıyım? Beni ben olduğum için özleyip, benimle zaman geçirmek istiyorlar mı?
Dikkate alınmayan, kabul edilmeyen, değerli görülmeyen, yeterli hissettirilmeyen, sevilmeyen hiçbir çocuk, çocuk olamaz ki!
Adam yerine koyulmayan çocuk büyümek ister. Büyüsün ki anlamadıklarını (anlaması için bir şey yapılmıyor ki) anlayabilsin, kabul edilsin. Bu yüzden küçükken birçoğumuz yetişkin olmak istedik diye düşünüyorum. Kabul edilmek, var olabilmek için. Çocuğu en büyük kabul etme ve kabul edildiğini hissettirme yolu “onun seviyesin” inmektir. Çocuk muhteşem potansiyeldir, bu potansiyelin gerçekleşmesi de heba olması da büyük ölçüde ailelere bağlıdır.
Gelelim kitabımıza. Kitap hepimizin gün içinde duyduğu onlarca yaşantıyı barındırıyor. Anne-baba olamayacak, kendi egosunu tatmin eden, zevkine düşkün, muhteşem iki yalancı ebeveynin ve ona itaat eden adaletin küçücük bir çocuğu ne hallere düşürdüğünü anlatıyor. Temelde aile kurumunu sorguluyor gibi görünüyor ama an vurucu noktası adalet sisteminin (eleştirilmesi) sözde “delil” yetersizliklerinden ötürü bir çocuğun yok oluşuna aracılık ettiğini görürüz. Bir çocuğun yok oluşu ne kadar ağır ve anlaşılmayan bir şey. Anlayacağımız da yok ya. Aileler bunu yapabilir ama sistem de bunu yaparsa bu aileler artacak ve etrafta onlarca yaşarken ölümü tadan çocuklar saracaktır.
Diana sekizli yaşlarında anne-baba olmanın mahiyetini kavramamış iki yaratığın dört çocuğundan biri. Okurken ailesinin yaptığını tek bir kavramla tanımlayacak olursam “yok saymak.” Yok sayıldığı için okulda aşırılıklar yapıyor. Bir çocuk neden aşırı, dikkat çeken hareketler yapar? Kabul görmemiş, onaylanmamış, onay arayan çocuk davranışlarıdır bunlar. Yetişkin olduğu halde de onaylanma, kabul edilme çabasında olan insanlar görürüz etrafımızda. Bu insanları yargılamayalım, bir yerde hepimiz öyleyiz. Kabul görmeyen çocuk, büyüyünce de kabul görmeyen yetişkin oluyor ve hayatını onay arayarak geçirmeye başlıyor.
Bu küçük kız bunca acının, yok sayılışın içinde kahkahalar atıyor. Ne garip değil mi? Bunlara rağmen gülmesi. Çocuk umudu hep gören bir varlık bence. Okulda arkadaşları yok sayıyor, evde ailesi. Yok sayılışın acısını çeken onlarca çocuk…
Teyze, anneanne, öğretmen, müdür hanım vb. anne-baba ve hukuk sistemi dışında herkes durumun farkında. Onlar ne yaparlarsa ne kadar delil toplarlarsa toplasınlar her seferinde yetersiz olur ve suç davası düşer. Burada dikkatimi çeken nokta şu oldu: Normalde anne-babaya destek olan kişiler olurdu ama burada pek rastlanmıyor. Büyük bir kısım buna karşı gelirken yapılanlar bazen hiçbir şey işe yaramaz. Masumiyetin temsili olan çocuk yok edilir.
Çocuk yetersizliği olan biridir. Bununla ilgili şu noktalara değinmek isterim: Geçmişte savaşlarda da buna şahit olunur. Sakat, gerilik, kusur (sözde) olan ve engelli/yetersizliği olan bireyler işe yaramadıkları gerekçesi ile öldürülmüştür.
Kişinin kusursuz olmasının algısı Antik Yunana kadar dayanır. Aristo’nun “Mükemmel olmayan hiçbir şeyin gelişmesine izin vermeyin” ifadesinden etkilenen Yunan ve Roma kültürleri güzellik, güç ve zekayı desteklemişler ve farklılıkları olan özel gereksinimli bireylerin yaşama hakkının olmadığını düşünmüşlerdir. Roma’da engelli çocuklarla ilgili çıkan yasalar, ağır derecede engeli bulunan çocukların öldürülmelerine, terk edilmelerine, köle olarak satılmalarını ve dilendirilmelerini uygun bulmuştur (Ünlü, 2017) (Özel Eğitime gereksinimi olan öğrenciler ve özel eğitim, Pegem yayınevi, syf 5). Bu yok sayışın temeli oldukça eskiye dayanıyor ve kolayca çözümlenecek bir şey değil. Sanırım bu alıntı da birçok şeyi anlatıyordur.
Engelli (engeli çevre yaratır) /yetersizliğin dikkate alınması dahi bu bireylerin yaşadıkları değildir. İkinci dünya savaşı sonrasında yüz binlerce insanın sakat kalmasından ötürüdür. Özel eğitimin tarihinin başlangıcıdır. Ne kadar geç ve çıkar temelli bir başlangıç.
Kitapla ilgili anlatacak, konuşulacak çok konu var. Ama ben burada bırakıyorum. Bildiğimiz ve bilmediğimiz şeyler. Bunu yaşayan çocuklar da herkes ve hiç kimse gibi. Dili basit, anlaşılır ama duygusal anlamda çok yorucu. Bunu bilerek okumak kıymetli.
Kitapla, çocuksu masumiyetle, farkındalıkla, insanlıkla kalın!