·188 syf.····Okunma: 27 Ocak 2026 22:35 Günaydın Geceyarısı, başı sonu belli bir hayat hikâyesi anlatmıyor. Parça parça hatırlanan anılar, iç konuşmalar, kırık diyaloglar ve bazen ne söylendiği bile tam anlaşılmayan cümleler üzerinden ilerliyor. Okurdan beklenen şey «ne oldu» yu takip etmekten çok, bu kadının zihninde bir süre kalmayı göze almak.
Anlatıcı, yaşadığı kayıpları, yoksulluğu, terk edilişleri ve hayal kırıklıklarını kronolojik bir düzene sokmuyor. Tam tersine, zihnin doğal akışına uygun biçimde, geçmiş ve şimdi arasında gidip geliyor. Bu da okuru pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp, parçaları birleştirmeye zorlayan aktif bir konuma yerleştiriyor.
Romanın en etkileyici yanı, dramatik olaylardan çok tükenmişlik hâlini anlatması. Ne büyük bir isyan var ne de umutlu bir çıkış. Sadece «artık dokunulmak istemeyen», rahat bırakılmayı dileyen bir bilinç.
Sevinçle hüzün arasındaki farkın silindiği, duyarsız ama sakin bir noktaya varılmış olması ürkütücü olduğu kadar sahici. Bir kadın zihninde olmak, onun penceresinden bakmak, parça parça birleştirmek de bu açıdan eserde sevdiğim bir deneyim oldu.
Metinde beni zorlayan tek şey, Fransızca ifadelerdi. Kimi zaman metnin içinden anlamaya çalıştım, kimi zaman durup bakmak zorunda kaldım; bu da okuma sırasında beni yer yer metinden kopardı. Bu ifadeler dipnotlarla desteklenseydi metnin ritmi daha az kesintiye uğrayabilirdi, diye düşünüyorum.
Günaydın Geceyarısı, kolay sevilecek bir kitap değil; ama içeriden bakmayı göze alan okur için uzun süre akılda kalan bir deneyim sunuyor.