Zülfü Livaneli, bir ülkenin en çalkantılı dönemlerinden geçerken, aşkın ve inancın nasıl sarsılmaz bir sığınağa dönüştüğünü Simonov’un o meşhur dizeleriyle harmanlayarak anlatıyor. Sadece kavuşmayı bekleyen iki aşığın değil, özgürlüğü ve onuru bekleyen bir kuşağın hikayesi bu; beklemenin pasif bir duruş değil, aksine en büyük direniş olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Roman, siyasi baskıların ve coğrafi sınırların bedeni hapsedebileceğini ama insan ruhundaki o umut kırıntısını asla yok edemeyeceğini sarsıcı bir dille hatırlatıyor. Sayfalar ilerledikçe kendi vicdanınızla baş başa kalıyor; tarihin acımasız çarkları arasında ezilen hayatların, sevgiyle nasıl yeniden anlam kazandığına şahit oluyorsunuz. Kitabı kapattığınızda içinizde kalan o melankoli, aslında kaybolanlara yakılmış bir ağıt değil, insan onuruna duyulan derin bir saygıya dönüşüyor.
"Sen beklersen, o bekleme gücü beni ölümden korur, mermilerden sakınır" Simonov