Nar Ağacı romanı aslında iki ana karakterinin; Settarhan, Tebrizli soylu bir halı tüccarı ve Zehra, Trabzonlu bir genç kız, birbirlerini bulma yolunda akan hayatlarının nerelerden ve nasıl geçtiğini, 1912 Balkan savaşlarından başlayıp 1. Dünya Savaşı sonlarına kadar Trabzon, Taht-ı Süleyman, Tebriz, Yezd, Bakü, Tiflis, Batum, İstanbul hattında yaşananları tarihi bir anlatımla kendisine atmosfer yaparak anlatan âdeta bir doğu masalı, bir edebiyat şöleni, beş yüz küsür sayfalık bir şiir.
“Kaderin akıl almaz haritasında her şey sanki bu an için tanzim edilmiş” syf 506
Bu romanda aşk, yüksek sesle dile getirilmiyor. Daha çok içe doğru yaşanıp; gözlerden sakınılıyor, zamana emanet ediliyor sanki. Zehra ile Settarhan’ın yolları kesişirken, aslında iki insan değil, iki coğrafya, iki kader, iki yalnızlık birbirine dokunuyor. Savaşların, göçlerin ve yitirilen yurtların gölgesinde büyüyen bu hikâye, kalplerimizin en kırılgan yerine dokunuyor.
Yazarın dili (ah beni benden alan yazarın dili kullanımı zaten) bir nehir gibi akıyor; bazen duruluyor, bazen taşıyor. Betimlemeler yalnızca mekânları değil ruh hallerini de resmediyor. Okur olarak bir olay örgüsünü takip etmekten ziyade, bir hâlin içinde yürüdüğünüzü hissediyorsunuz. Tarihî gerçeklikle kurgu arasındaki çizgi ustalıkla dengelenmiş.
Okumaya başlamadan önce bir aşk hikayesi okuyacağımı düşündürmüştü bana ilk izlenimlerim. Ama kitap bitmeye yaklaşıp da hâlâ Settarhan ve Zehra bir araya gelmeyince biraz huysuzlandım. Tam o sırada şu satırları okudum yazardan:
“Artık bu ırmaklar birleşse Allah’ım” diyorum. Daha ne kadar yol ne kadar fotoğraf gerekecek bana ki bu iki ırmağı birleştirebileyim. Syf 414
Yani, yazar aslında romanın ana karakterlerinin aşkını anlatmıyor bize, onları birbirine götüren yolda hem onların hem ülkelerinin hem de dünyanın neye evrildiğini anlatıyor. Buna şahitlik edince siz de yazarla aynı duyguları paylaşıyor, bu hikâyeden sessizce çıkıp gidemiyor, bir süre o zamanların, o coğrafyaların etkisinde düşünceden düşünceye, duygudan duyguya savruluyorsunuz.
“Nasıl ayrılacağım onlardan? Ben, bu hikâyeden sessiz sedasız nasıl çıkıp gideceğim?” syf 455
Nar Ağacı tarihle edebiyatın kusursuz bir harmanı.
Gönülden tavsiye ederim.