Zefiru #okudumbitti
Zefiru’yu bitirdiğimde elimde “okunmuş” bir roman değil, içimde uzun süre dönüp duran bir ruh hâli kaldı. Daha ilk sayfalardan itibaren yazar okuru konfor alanında tutmak gibi bir niyete hiç girmiyor; Orhan’ın içindeki o dağınık, sızılı, yer yer sisli dünyaya davetsiz misafir oluyorsunuz. O yüzden evet, 256 sayfa ama “hadi bir oturuşta akıp gitsin” kitabı değil. Ben de bölerek, araya nefes koyarak okudum. Çünkü bazı cümleler var ki hızlı geçince değil, durup bakınca asıl yerini buluyor.
Orhan’ı tanıdıkça, Firuze’nin yokluğu bir “gitmişlik”ten çok daha fazlasına dönüşüyor. Birini özlemek değil de… sanki o özlemin içine düşmek gibi. Başlarda ben de içimden bol bol söylendim: “İnsan böyle çekip gider mi?” diye. Ama sayfalar ilerledikçe kitap, kızgınlığı başka bir yere taşıyor: meraka, kaygıya, hatta insanın kendi geçmişindeki çatlaklara dokunan bir şeye… Firuze’nin varlığı-yokluğu arasındaki o ince çizgi, romanın en güçlü taraflarından biri bence. Gerçekle hayalin arasına gerilen perde bazen öyle inceliyor ki, okurken kendinizi Orhan’la aynı odada değil, aynı zihnin içinde buluyorsunuz.
Naci’ye ayrı bir parantez açmadan olmaz. Bazı karakterler vardır, “iyi ki yazılmış” dersiniz; Naci benim için öyleydi. Orhan’ın çevresinde bir şeyler dağılırken, o inatla kalıyor. Yoruluyor ama bırakmıyor. O dostluk hissi, romanın karanlığında bir lambaya dönüşüyor. Erman Hoca’nın dahil oluşuyla birlikte hikâye sadece “kayıp” anlatmıyor; insanın kendini nasıl kilitlediğini, o kilitlerin anahtarını nerede unuttuğunu da kurcalıyor. Tekrar eden imgeler, küçük detaylar, sessizliklerin bile bir anlamı var; kitap “bak” diyor, “burayı atlama.”
Ve o meşhur “10. gün”… Ben bunu bir pazarlama cümlesi sanıp başlamıştım, dürüst olayım. Değilmiş. Çünkü o noktaya gelene kadar biriktirdiğiniz her duygu, her soru, her küçük işaret sanki yerine oturuyor; bazı şeyler açıklanıyor ama asıl vurucu olan şu: açıklanırken bile iç acıtmaya devam ediyor. Finali yüksek sesle dramatikleşen bir yerden değil, insanın içini sessizce çökerten bir yerden yakaladı beni.
Yazarın dilini gerçekten sevdim: sade ama şiirli, gösterişsiz ama ısrarcı. Hüzünle kurduğu cümleler ajitasyona kaçmadan etkiliyor. Zefiru benim için “bir aşk hikâyesi” olmaktan çok, vedaların ve yüzleşmelerin hikâyesiydi. İnsanın bazen birini değil, onun içinde bıraktığı kendini kaybettiğini hatırlatan bir roman…
@aziizsahinn
@istasyonkitabevi
@mervejour
bibliyofil okuur
#zefiru #kitapyorumu #kitapincelemesi #roman #edebiyat #okudumbitti #okumakayrıcalıktır #kitapönerisi #psikolojikroman #duygusalroman #yerliroman #kitapsever #bookstagramturkey #kitapkolik #okumahalleri #kitapalıntıları #okumakgüzeldir #yenikitap #okuyuncaanladım #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
ZefiruAziz Mahmut Şahin · İstasyon Yayınları · 202521 okunma