·248 syf.····Okunma: 28 Ocak 2026 21:04 İlk kez Freud’u, Freud’dan okumanın ardından ,yani Totem ve Tabu’dan sonra, Musa ve Tektanrıcılık’ı okumaya başladım. Nihayet biten kitap hakkında şunu söyleyebilirim: Alan dışından bir psikanaliz okuyucusu olarak, Freud’u bizzat kendisinden okumanın iyi hissettirdiğini ve hem Totem ve Tabu’nun hem de Musa ve Tektanrıcılık’ın içerik olarak ilkel insanlardan itibaren dinin kökenlerini anlatmasının, bunu da nevrozla kurduğu yakın bağ üzerinden yapmasının ilgimi çektiğini belirtmeliyim. Aynı şekilde “bastırılanın geri dönüşü” fikri en çok ilgimi çeken konu ve bölümlerden biriydi. Freud, bilinçdışına (es/id) itilmiş ve orada adeta “yalıtılmış” bir hâlde tazeliğini koruyan anıların, uygun koşullar oluştuğunda bilince sızarak yeniden güç kazanmasını anlatıyor. Bastırılan şey, bir travmanın (örneğin Musa’nın katli, İlk Baba'nın katli) güncel bir olayla (örneğin İsa’nın çarmıha gerilmesi) tekrarlanması yoluyla yeniden aktif hâle gelir ve bu tekrar sayesinde bilince geri döner. Bu düşünce, birey psikolojisi ile kitle psikolojisi arasında bağ kurması açısından ilginçti. Ayrıca 'bastırılanın geri dönüşü' bölümünde (sf.175) kız ve erkek çocuklarının benzemeyi reddettikleri ve buna göre yaşadıkları bir zamandan sonra anne ve babalarına sonradan nasıl da kaçınılmaz bir şekilde benzediklerinden de bahsetmesi açısından tetikleyiciydi benim için.
Kitabın sonlarına doğru gelirken, Freud’un bütün anlatımını erkeklik üzerine kurduğunu görüyoruz. İlk Baba’dan, erkek kardeşlerin babayı öldürmesinden ve arzu ettikleri anne ve kız kardeşlerden ,yani ensestten vazgeçip birlik olmalarından bahsediyor. Anaerkillikten ataerkilliğe geçişi ya da baba figürünün yüceltilmesini bir ilerleme olarak görüyor; çünkü bu sürecin duyusallıktan (görünen/anne) düşünsel dünyaya (görünmeyen/baba) geçişi temsil ettiğini savunuyor. Kadının vazgeçilen ya da egemenlik altına alınan bir arzu nesnesi olması, babanın anneden daha önemli bir otorite figürü olması gibi savlarının dışında kadınların ya da kız çocuklarının yerini pek bilmiyoruz yada biliyoruz. Bu nedenle bu kitap, özellikle bu fikirlerin eleştirilerini ya da bu konuda farklı yaklaşımları okuma konusunda yoğun bir istek uyandırdı bende.